7 Ocak 2012 Cumartesi

SAIUNKOKU MONOGATARI: Sürpriz bir masal...



Aslı Sai Yukino' nun elinden çıkma bir roman olan sonradan mangaya dönmüş ve akabinde animesi yapılmış bir seri diyelim Saiunkoku Monogatari için.

Burada ele alacağım kısım tabii ki animesi. Ne izleseeem ne izleseeem düşünceleri içinde dolanırken daha önce pas geçtiğim bu seriye tekrar denk gelince eh artık izleyeyim bari diye ilk bölüme başladım. Doğal olarak başladığımda ilk sezonun 39 bölüm olduğunu fark etmemişim her nasılsa ben onu 20 diye görmüştüm. İlk bölümde aldığım reverse harem kokuları bölüm bittiğinde beni derin endişelere sevk etmiş ben naptım nidaları içinde kafamı duvarlara vurarak kırmaya çalışmıştım. İlkeli bir insan olarak daha sonra yaptık bir hata ama başladım artık bitirmem lazım diyerek izlemeyi kendime görev edindim. Ne mutlu ki bir reverse haremden daha fazlasını izleyen bölümlerde vaad ediyordu, moralim düzelmeye başlamıştı ve aslında bu kadar detaylı bir olaya- romanı, animesi, mangası,şusu busu - daldığımı farketmemiştim seriyi tamamlayana kadar. Her bölümde ilk başta girdiğim depresyonu atarak, kafamı boşuna kırmaya çalıştığımı düşünerek hüzünlendim aynı zamanda.

İngilizcesi "Tale of the Land of Colored Clouds "olarakta bilinen bu hikayede olaylar Saiunkoku İmparatorluğunda geçmekte. Anlatılana göre geçmiş dönemlerde ülke şeytani güçler tarafından ele geçirilmiş, zulüm ve kan akmıştır. Bu dönemde Sō Gen adlı savaşçı, 8 renk klanının normal ve doğaüstü güçlerini de etrafında toplayarak bu duruma son vermiş ve imparatorluğu kurmuştur. Akabinde 8 klanın sagesi kaybolmuştur fakat rivayete göre hala insanlar içinde bir yerlerde var olmaktadırlar.

Bizim seri bundan yıllar yıllar sonrasında geçer. Hikayenin ana kahramanı Shurei Kou
adlı kızımız olmakta. Asil bir ailedendir fakat fakirdirler bu nedenle Shurei tapınakta öğretmenlik yapmakla birlikte gündelik işlerde de çalışmaktadır. Saray arşivinde görevli babası ve küçükken evlat edindikler Seiran ile birlikte yaşayıp gitmektedir. En büyük hayali sarayda memur olmaktır Shurei kızımızın. Bu dileğinin nedeni ilerleyen bölümlerde açıklanır ancak önü kapalıdır çünkü kadınlar memur olmaz.



(Shurei Kou)



İmparatorluğun üç danışmanından biri bir gün evlerine gelir ve işe yaramayan imparatora eş aynı zamanda bir öğretmen olması ister karşılığında 500 altın öner. Gözünü para hırsı bürümüş Shurei düşünmeden teklifi kabul eder ve hikaye böylece başlamış olur.

Her bölümü çeşitli özlü sözlerle bezenmiş olan seri ilk görünümüne karşın insanı baymadan ve çoğu zaman sürükleyerek izlettiriyor kendisini.

Öncelike Shurei doğal olarak her erkek karakterin ilgi odağı olmasına rağmen şükür ki amaçları olan, hafif saf ve salak olmasına rağmen "aman da aşık olduuuum" triplerine girmekten uzak bir karakter. Hikayeye zamanla pek çok karakter girmekte bunların bir bölümü kadın ve hepsi aslında birbirinde çeşitli yetenek ve özelliklere sahip. Kourin, Shunki vs.. kayda değer karakterler. Olayı güzelleştiren noktalardan biri de hikayenin atmosferi, yaratılan detaylı arka plan ile birlikte karakterlerin zenginliği.

Erkeklere gelince hepsi birbirinden taş tabii ki..

Detaylı bir yazı yazamayacağım için "en" lerimi seçmekler yetiniyorum :P

Seiran: en cool karakter.




Ran Shogun: en kazanova

Li Koyou: Benim en sevdiğim bu oldu, en yer yön özürlü.

Ryuuki Shi: Bu çok sevimli. Bazen acayip derecede çocuksu. En anlayışlı.





Rou Ensei: En becerikli

Ran Ryuuren: En özgün ama müzik konusunda en yeteneksiz.

To Eigetsu: En sevimli çift kişilik.

Sa Sakujin: En bezgin bekir.





District teki evin sahibesi: En yetenekli

Ticaret Bilmemnesinin şefi kadın: En başarılı tüccar, en karizma hatun.

ve daha niceleri...



(Li Koyou, Ran Shogun)


Şimdi seride sürekli bir erhu duyulmakta. Bazen ara sıra insanı canında bezdiriyor. "Yeter be Shurei kızım tamam iyi güzel çalıyorsun da suyunu da çıkarma" diyesi geliyor insanın.

Sa Sakujin' e gelelim. Narsist bir kardeşimiz olan Sakujin vampir dudakları, hayattan bezginliği ile zaman zaman çok bıktırıcı bir karakter olabilmekteydi fakat Seiran ile karşılıklı zar oyunu oynadıkları sahneye hasta olduğumu belirtmem lazım. Bana bundan çok daha felsefi boyutta olan başka bir sahneyi hatırlatması da bu beğeninin nedenlerinden bir tanesi sanırım. Ayrıca son sahnesinde kendisine müthiş bir sempati duydurtmasını da açıklayamıyorum. Yani bu karakter aynı zaman da en sıkıcı ama üzerinde en fazla düşünülmesi gereken karakter.

Bu 39 bölümü izlerken insan bazen çok uzamış diye düşünüyor. Bazı sahneler ise bir o kadar gereksiz ama yine de tonu, gidişatı, eğlencesi ile ortamı dengelemiş. Bununla birlikte karakterleri hem eğlenceli hem ilginç, arka planları düünülmüş, bağlantıları hoş.

Karakterlere dönmüşken eklemeliyim ki Kou Houju ve Kou Reishin serinin en bomba ikilisidir benim için. Aralarındaki diyalog inanılmaz.

Açılış parçası "hajimari no kaze" (Ayaka Hirahara) oldukça hoş.

Canlı performanslardan gidyim bugün. Aşağıdaki orijinalinden farklı olsa da özellikle bu performansı çok hoş buldum.




Kapanış parçası "Saikou no Kataomoi" (Sachi Tainaka) da pek hoş. Bu da canlı olsun bakalım...




Gözlerimi ikinci sezona çevirdim, hedefe kilitlendim.

Hiç yorum yok:

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...