26 Haziran 2017 Pazartesi

Man to Man ( Kore Dizisi): En Büyük Star, Dark Death



Man to Man 2017 Kore dizilerinden bir tanesi. İzlerken keyifli zaman geçireceğiniz, ajanlı kaçanlı, aksiyonel ama aynı zamanda sıcak ve sevimli bir dizi mi arıyorsunuz? O zaman size bir adet, 16 bölümlük Man to Man hediye ediyoruz.


Park Hae Jin, Park Sung Woong, Kim Min Jung, Chae Jung An, Yeon Jeong Hun gibi isimlerin yer aldığı dizi eğlenceli.



Ajan K (Park Hae Jin) var elimizde  bir tane. Şimdi, Kore istihbaratında  Ghost dedikleri bir tür varmış. Bunlar gerçek kimliği tamamen saklı birer hayalet gibiler. İsim yok, şan, şöhret yok. Genellikle yurt dışı operasyonlarında görev alıyorlar. Ajan K da böyle biri işte. Gelin görün ki bir gün Kore'deki üç tahta oyma Buda heykelini bulma görevi için geri çağrılıyor. Bu gizli görevde yeni kimliği ünlü Koreli aktör Yeo Woon-Gwang' in koruması olmak oluyor.



Yeo Woon-Gwang (Park Sung-Woong) Dark Death rolüyle kendini dünyaya tanıttıktan sonra işleri biraz daha yoluna girmiş bir aksiyon filmi yıldızı. Kendisine biraz düşkün, zaman zaman kaprisli bir kişi.


Cha Do-Ha ( Kim Min Jung), Yeo Woon- Gwang' ın bir numaralı fan girl' ü ve menajeri. Kendisini tamamen bu aktöre adamış durumda.



İşte zavallı Ajan K, onca James Bondculuktan  sonra bu ekibin bir parçası ve koruması oluveriyor. Bununla birlikte gizli görev devam ediyor.


Dizinin ilk iki bölümü klişelikten ölüyor. Özellikle ilk bölüm. Ha, kötü mü?  Eğleniyoruz çünkü dizi de kendini çok ciddiye almıyor. Devamında daha iyi toparlıyor dizi kendisini.




Bu arada dizide  Park Hae Jin' in oynadığını birinci bölümün sonunda idrak edebildim. Onu da kendim idrak edemedim, açıp dizide kimler oynuyormuş baktım. Neyse bu çocuğu sevmeme rağmen birinci bölümün sonunda tanıyabilmiş olmam da başarı. Dizi bittikten sonra da durumun farkına varabilirdim ^^







Yeon Woon Gwang ( Park Sung Woon ) :  Dizinin aslında en kral insanı. Bu arada bu adam da hiç yaşlanmıyor  sanki, gerçekten moralim bozuluyor bakın. Gerçi dizide kullandıkları kadar maske ve bakım ürünü kullansam ben de biraz daha farklı olabilirdim belki.


Bu arada sabahları kalkmamak için verdiği mücadele ve taktikler aynı ben. Zaten bu sahneleri gördüm, hemen diziye ve karaktere kanım ısınıverdi.




Guard Kim yani bizim koruma Kim yani Agent K' nın bu film ekürisine başlarda tavırları çok eğlenceliydi sonlarda daha bir tatlı oldu. Ajanımızı takdir ediyoruz ki kendisi mükemmele yakın bir karakter oluyor. Park Hae Jin iyi bir iş çıkarmış, zaman zaman Park Hae Jin ve mimiklerini seyrediyoruz zaten. İyi götürmüş diziyi.





Cha Do Ha (Kim Min Jung):  Başlarda eğlenceli bir karakter sayılırdı Cha Do Ha  ancak ilerleyen bölümlerde karakter biraz sıkıcılaştı sanki? Kim Min Jung güzel kadın, performansı da fena değil ancak sanki zaman zaman abartıya çok düştü. Bu arada gözleri çok tatlı.



Song Mi-Eun ( Chae Jung  An) :  Dizinin en "acıları kadını" vakası olmasına rağmen bunu çaktırmaması takdire şayan. Bir nevi amazon kendisi birilerine göre ^^


Lee Dong-Hyun (Jeong Man-Sik):   Dizinin en neşeli karakteri kendisi olabilir. Son derece renkli bir o kadar da doğrucu.


Bu arada arada Namgung Min de misafir oyuncu olarak belirdi ya,  o esnada keyiflerden keyif beğeniyordum :))



Dizinin en pislik karakterinin kim olduğunu ben söylemiyorum, izleyince öğreneceksiniz.





Yani diziyi bence izleyin. Tamam,  ikinci bölümdeydi sanırım, o fantastik trafik kazası falan ne oluyoruz dedirtebilir ancak diziyi izlemenin şartı bu. Kendimizi rahat bırakıyoruz, kafamızı takmıyoruz çünkü dizinin konsepti bu. Bunun dışında oyunculuklar iyi, aksiyon iyi, komedi iyi. Bir tek bazen Cha Do Ha ve Cha Do ha &Kim Sul Wul sahneleri uzuyor, onu da görmezden geliyoruz.


Yalnız bu esnada Türk Hava Yolları nasıl sponsor olduysa bu diziye, dizideki tüm uçuşlar  Türk Hava Yolları ile ahahahaha..Ayrıca dizide yer alan David McInnis' i de kutluyoruz. Petrov'luk kendisine çok yakışmış

Bana kalırsa  Man to Man' e şans verin. Pişman olmayacaksınız.





19 Haziran 2017 Pazartesi

Voice: Kore Dizisi




2017' de yayınlanan Kore dizilerinden bir tanesi olan Voice polisiye/gerilim tarzında 16 bölümlük bir dizi.


Bir adet dedektifimiz var, Moo Jin-Hyuk (Jang Hyuk). Kendisi gayet başarılı bir dedektif öyle ki ödüller falan alıyor ancak ne yazık ki bir gün karısı bir katilin ellerinde can veriyor.  Moo Jin Hyuk' un eşi öldürülmeden önce acil durum çağrı merkezini arıyor yani dizide bu numara 112 ancak büyük bir hata nedeniyle katile avlanıveriyor. Sonucunda tüm suç bu çağrı merkezinin bir çalışanı olan Kang Kwoon-Joo' ya atılıyor (Lee Ha-na) her ne kadar kendisi durumun hiç de göründüğü gibi olmadığına ve çağrı merkezinin kayıtlarının silindiğini iddia etse bile.



Aradan zaman geçiyor, başarılı dedektif bir tür depresyon içerisinde rütbesi düşürülmüş bir şekilde yine polis organizasyonu içinde çalışmaya devam etmekte. İşitme yeteneği çok yüksek hatta özel olan Kang Kwon-Joo ise yurt dışına çıkıp  konu ile ilgili eğitim aldıktan sonra Kore' ye geri dönmüş. Yaptığı ilk iş,  Jin-Hyuk' un çalıştığı karakola gelip 112 merkezi açtırmak ve özel bir ekip kurdurmak. Tabii ki hem üstleri hem de Jin-Hyuk' u ikna etmek kolay değil. Her ne kadar her ikisi de geçmişteki bu olaydan etkilenmiş olsa da birbirlerine pek güvenleri yok.



Dizi, bu çağrı merkezine gelen ihbarlar ve polisin buna verdiği tepkileri bölümlerde işlerken arka tarafta hem Moo Jin-Hyuk hem de Kang Kwon Joo bu bir türlü ulaşılamayan, korunan seri katili arıyor.


Bu diziye bir türlü elim gitmiyordu açıkçası. İlk bölümden sonra da acaba bıraksam mı diye düşünmüştüm. Sorun diziden değil benden kaynaklıydı aslında ama devam ettiğim iyi olmuş.



Dizinin dinamosu kesinlikle Jang Hyuk, adam kendini ve diziyi izletiyor. Kurgu fena değil, oyunculuklar iyi. Takıldığım tek nokta Lee Ha Na. Oyunculuğu iyi hoş ama tüm dizi boyunca koruduğu ağlamaklı ses tonu bana battı. Belki sadece ben takılmışımdır buna. Dizide bonus olarak bir adet Yesung da bulabilirsiniz.



Dizide ayrıca görüyoruz ki acil durumlarda iletişim ve olaya anında müdahale önemli. Bu esnada geçen zaman kritik. Herkesin bunun farkında olması çok hoş olurdu zira bir olay için aradığınızda ekiplerin bir saat sonra varması pek hoş olmuyor.


Bana kalırsa Voice, 2017' nin kayda değer ve iyi dizilerinden bir tanesi. Göz atmakta ve izlemekte fayda var.


Bir anlaşma yapsak ve bu tarz dizilerin sayısı artsa daha hoş olmaz mı acaba?

14 Haziran 2017 Çarşamba

Pied Piper ( 2016 - Kore Dizisi ) - Kavallar, Masallar, Hayatlar...




Pied Piper 2016 yapımı Kore dizilerinden bir  tanesi. Nicedir romantizmden uzak polisiye tarzı dizi arayışlarım esnasında dizinin övüldüğünü görüyordum. Sonunda diziyi izlemeye zamanım oldu.


Shin Ha-Kyun , Yu Jun-Sang, Jo Yoon-Hee, Kim Hong-Fa, Sung Dong-Il, Jo Jae-Yun, Yoo Seung-Mok  gibi isimlerin yer aldığı bu Kore dizisini herkese tavsiye ederim.



16 bölümlük bu Kore dizisi temelini Fareli Köyün Kavalcısı üzerine oturtmuş. Hemen hemen hepimiz bu masalı biliriz. Hamelin' i fareler basınca kavalcı halk ile anlaşır ve fareleri kavalından çıkan müzik eşliğinde kasabadan uzaklaştırır. İşini bitirip insanları bu büyük dertten uzaklaştırdığında ise kasabanın önde gelenleri anlaşmayı bozar ve hiçbir şekilde kavalcıya verdikleri sözü yerine getirmez. Sonunda kavalcı bu sefer kavalının peşine kasabanın tüm çocuklarını takar ve onları alır götürür, geride ise sadece bacakları sakat bir çoban kalır. Grimm Kardeşlerin tüm masalları gibi bu masal da son derece karamsar. Çocukken bu masalı okuduğumda hiç kimseyi haklı bulmamış bir de üzerine böyle masal mı olur diye isyan etmiştim, diğerlerinden farklı olarak.  Bana en karanlık gelen masallardan biriydi sanırım.




(Kim Bo Hyung / Spica) - Our Story)




Dizide Joo Sung-Chan ( Shin Ha-Kyun ) bağımsız bir arabulucu olarak hayatını sürdüren biri. Her ne kadar bağımsız olsa da aslında ağırlıklı olarak ilişki içinde bulunduğu bir firmanın iş ile ilgili ara buluculuğunu yapmakta çoğunlukta. Günün birinde bu şirketin Filipinler' deki çalışanları kaçırılır ve üstüne şirketten fidye istenir. Böylece  Joo Sung-Chan' a Filipinler yolu düşer. Hayatı ve pazarlığı bir al-ver ilişkisi içinde gören Joo Sung Chan,  bu 5 rehineden dört tanesi kurtarır. Kore' ye döndüğünde  bir kahraman olarak karşılanırken bir süre sonra o esnada bulunduğu bir restorana bir saldırı düzenlenir. Bu sırada restorandaki bu saldırıya polis çatısı altında zorla kurulmuş olan arabulucu takımı ile bir muhabir olan Yoon Hee-Sung (Yu Jun-Sang) da bu dahil olur. Kavalcının ilk işi olan bu saldırıda bir takım şeyler yüz üstüne çıkarken (aslında bunun buz dağının görünen kısmı olduğu pek anlaşılmıyor) bu durum bazı insanların hayatını etkiler. Bunun ardından Kavalcının diğer planları sırasıyla gelmeye başlar...



Aslında bir toplum ve sistem eleştirisi olan dizide karşıtlıklar, doğru- yanlış, yöntemler, toplumun unutkanlığı, vicdan azapları, öfke ve intikam duyguları bireysel ve kitlesel olarak işlenirken ajitasyondan olabildiğince uzak durulmuş ki bu benim için artı puan. Bunun dışında oyunculukları ben beğendim, doğal ve sırıtmıyor. Dizinin konusunu anlatınca çok karamsarmış gibi geliyor ancak bunu iyi dengelemişler ve dizi kendisini soluksuz izletiyor. Bir alt metni var, bunu ne sloganist ne de baskın bir şekilde sunuyor sadece aslında günümüzde uzak olmadığımız çoğu olayı mümkün olduğu derecede tarafsız bir şekilde izleyenin önüne koyuyor. Öyle geniş ölçekli de değil aslında, küçük bir olay, küçük bir mekan ancak evrensel bir durum denilebilir kısaca...





(Bunu dizi boyunca sık sık duyacaksınız. Diziye ayrı bir hava katmasının yanında çok yakışmış. Bu arada aslında bu sözler  Heinrich Heine' e ait ve  Schubert tarafından bestelenmiş parçalardan bir tanesi ve orijinal adı Der Doppelganger. Yazının altında Schubert versiyonunu bulabilirsiniz)




Bir noktaya ayrıca değinelim. Dizi 14. bölüme kadar kurgu açısından, derlilik topluluk, karakter gelişimi ve diğer açılardan çok iyi ilerliyor. 14. bölümde de bitirebilirlermiş aslında. 15. ve 16. bölümde "olay açısından abartmışlar ama" diyebilirsiniz ancak aslında bu iki bölümde özellikle değinilen bazı noktalar var. Bana kalırsa bu söylenecek olanlar söylenmese eğer eksik kalırmış. Yani belirtmeden geçemeyeceğim, 16. bölümde duygulanmadım değil. Oldukça duygulanmış olabilirim...





( Ost' un güzel parçalarından bir tanesi daha...)




Aslında Pied Piper hakkında yazılacak çok şey var ancak izlemeyenlere haksızlık olmasın, tadı kaçmasın. Çok detaylı bakmadım sadece göz ucuyla okudum ancak yanlış anlamadıysam dizinin reytingleri düşükmüş Kore'de. İlginç bir durum daha...Yine de siz onlara bakmayın ve Pied Piper' a şans verin hatta normalde Kore dizisi izlemiyor olsanız bile bunu atlamayın bence, şiddetle tavsiye ederim.



11 Haziran 2017 Pazar

MİHAİL BULGAKOV: Ölümcül Yumurtalar - Kitap - ( 2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu- 5)





Mihail Bulgakov 1891 - Kiev doğumlu bir Rus yazar. Kendisinin eserleri dönemi boyunca  yasaklandığı  ya da daha doğrusu yazar ve eserleri dışlandığı için eserleri zamanla değer kazanan yazarlardan bir tanesi. Ülkemizde de eserleri çevrilmiş ve çoğu okur kendisiyle çoktan beridir tanışmış durumda zaten. Şahsen Ölümcül Yumurtalar benim ilk Bulgakov kitabım oldu ama ne diyoruz;  Geç olsun, güç olmasın. Benim adıma devamı gelecek.



Kitap ile ilgili yorumlarıma geçmeden önce belirtmem  gereken bir nokta var ki o da kitaba istemeden de olsa biraz kötü davranmış olmam olabilir, tamamen elimde olmayan nedenlerden ötürü. Öncelikle kitabın dili çok sade, bir oturuşta okuyabileceğiniz bir öykü olarak düşünün. Ne yazık ki çok yoğun ve benim adıma beklenmedik olayların geliştiği bir sürece denk gelmesi açısından kitap benimle birlikte bir ay dolaştı durdu. Toplamda bakarsanız bir kaç saat içinde bitirmeme rağmen uzun aralıklar girdi araya. Bu nedenle hakkını verememiş olabilirim. Bazen istemeden oluyor böyle işler.



Kitap 1924 yılında yazılmasına rağmen olaylar ağırlıklı olarak 1928 yılında geçiyor. Ülkesinde  ünlü ve başarılı bir zoolog olan Profesör Persikov günün birinde kimsenin farketmediği bir kızıl ışını keşfediyor. Çeşitli deneme ve deneylerin ardından bu ışının çok sıra dışı olduğunu anlıyor,  öyle ki bu ışın belirli şartlar ve düzenekler altında organizmalara bir etki yapıyor. Bilim dilinden uzak ve kabaca onları canlandırıyor diyelim. Yani onları büyütüyor, işi çabuklaştırıyor. Persikov, Moskova' nın canlı ve ışıklar altındaki hayatından kopuk, kendisini enstitünün laboratuvarına adamış ve bilim etiğinin takipçisi bir bilim insanı olarak bunun karşısında oldukça heyecanlanmasına rağmen daha bu ışına bir ad koyamadan ya da bir netliğe ve doğru sonuçlarına ulaştıramadan (kendi adına) bu büyük ve muhteşem buluş gazeteciler aracılığıyla  yani medya ağzından yayılıyor. Bu haberler hem devlet hem de insanlar arasında bir heyecan dalgası yaratıyor her ne kadar Persikov bundan hoşnutsuz olsa da.


Bu kızıl ışının heyecanı ülke ve yurt dışına yayılmışken bir şekilde Rusya' da tavuklar üzerinde görülen bir salgın başlıyor ve sonunda ülkede hiç tavuk ve yumurta kalmıyor. Partinin gözüne girmiş ve yükselmiş bir kişi, Persikov' un ışınını ülkedeki bu sorunu çözmek için kullanmak adına devlet kademelerinin iznini alıyor her ne kadar Persikov buna karşı olsa da....


Kitaba üç açıdan yaklaşmam gerekirse öncelikle türünden bağımsız olarak kurgusu ve dili basit, akıcı, eğlenceli. Dil gerçekten son derece sade. Zaman zaman ince görüyor. İkinci kısım denilmesi belki doğrudur, belli bir ivme kazanıyor ve işin boyutları biraz ( beklenmedik değil aslında) değişiyor. Gayet derli toplu ve bu öykü ve anlatım dili keyif verici.


İkinci nokta şu. Kitabın arka kapağı da dahil, kitap ile ilgili çoğu yorumda kitabın bir sistem eleştirisi olduğundan bahsediliyor. Ben de bu fikirdeyim ancak kitap Rus tarihi ve gelişimiyle de yakından ilintili doğal olarak. Bu nedenle Rus tarihini ne kadar iyi bilirseniz, bu sistem eleştirisinin derinliğini daha net görerek keyiften keyife koşabilirsiniz. Ben şahsen kendi bilgi dağarcığım kadarıyla bazı noktaları yakaladığımı düşünüyorum. Bazen acaba mı dedim, kitabı bitirdikten sonra bazı bilgileri tazeleme ihtiyacı duydum. Gülümsemem pek kaybolmadı diyelim kitap boyunca. Bu sade öykünün ardından ince bir sistem eleştirisi çıktı. Bununla birlikte bazı kelime oyunları da ayrıca tat kattı. Mutlaka anlayamadığım ve yakalayamadığım pek çok nokta da vardır. Kitap çok sade ancak bu sadeliğin ardında derinliği var ve insanı düşünmeye ve öğrenmeye sevk ediyor.



Ha, üçüncü nokta da şu. Rus tarihini bilmiyorsanız kitap yavan mı gelecek ya da sistem eleştirisini göremeyecek misiniz? Öyle bir durum söz konusu değil. Kitap aynı zamanda evrensel bir sistem eleştirisini de kapsıyor. Bilime bakış açısı, iktidar-bilim -ilişkisi, devletin insana karşı tutumu, medya ve basın, kitlelerin tepkileri  gibi hepimiz anlayabileceği durumları anlayabilmek ve görmek için derin bir tarih bilgisine sahip olmanız gerektiğini sanmıyorum.



İş Bankası Kültür Yayınlarının basımı ve Tuğba Bolat' ın çevirisiyle okuduğum kitap 124 sayfa. Bence Ölümcül Yumurtalar' a bir şans verin. Yazarın diğer kitaplarını henüz okumadığım için diğerlerinin içindeki yeri ile ilgili bir yorum yapmam mümkün değil ancak kitap benim için bir başlangıç oldu. Şimdi gelsin diğerleri.



4 Haziran 2017 Pazar

Ao No Exorcist: Kyoto Fujouou-hen (Anime)




Uzun bir aradan sonra Ao no Exorcist : Kyoto Fujouou-hen' i izlediğime memnunun. 2017' nin 12 bölümlük bu animesi - belki de zamanlama nedeniyle- bana iyi geldi, keyif verdi.


Bu seriyi genel olarak seviyorum çünkü öncelikle seslendirmeleri çok güzel. Efendim, bir Okamoto  Nobuhiko  olsun, bir Kamiya Hiroshi  olsun, bir Yusa Kouji  olsun ve daha nicesini dinlemek çok keyifli. Nakai Kazuya' ya zaten hastayım burada yine kulaklarımın pasını aldı hatta bir anlığına kulaklarımı  tamamen mest etti ^^


Karakterleri seviyorum, eğlenceliler.


Bu 12 bölümün en vurucu sözleri daha doğrusu alıntısı tabii ki Mephistophilesten geldi. Nietzsche' den yaptığı alıntı ile bir nevi her şeyi özetleyiverdi.

Nietzsche' nin İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eserinde yer alan söz şöyle; ( Kitabı raftan indirip bakmaya biraz üşendiğim için bölümdeki çevirisini ekliyorum buraya)


"Canavarlarla savaşanlar, sonunda canavar olmamaya dikkat etmelidirler. Ve bir boşluğa uzun süre bakarsan, boşluk da sana bakar."


Mephisto' nun ağzına çok yakıştı ve şık durdu bu sözler. Eğer zamanınız olursa kitabı da okuyun bence.


Bu arada Nietzsche çok sevdiğim bir yazar olmasına rağmen adını hala tek seferde yazdığımdan emin olamıyorum :( Bir de Soren  Kierkegaard var bu şekilde. Bunu hele mümkün değil yazamıyorum :(



Neyse, ve tabii  müzikler var bir de işin içinde. Ao No Exorcist' in müzikleri çok güzel bence.

Misal, Matsuri. Şu güzelliğe bakar mısınız? Gerçi, movie' nin de ost' undaydı yanlış hatırlamıyorsam. Eh, ne güzel yeri gelmişken hemen buraya ekleyelim.





Bir manga cahili olarak manganın gidişatını, durumunu bilemiyorum ama daha fazlası olsun istiyorum.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Love Me, If You Dare: Çin Dizisi





Love Me, If You Dare   2015 yılında gösterime giren, baş rollerinde Wallece Huo, Ma  Sichun, Wang Kai, Andrew Yin, Edward Zhang' ın yer aldığı bir Çin Dizisi. Dizi aslen Çinli yazar Ding Mo' nun aynı isimli romanından uyarlama.



Dizi gerilim - polisiye tarzında ilerliyor ve tabii ki romantizm de dizide yerini buluyor. Romanı okumadığım için kitap hakkında yorum yapamayacağım ancak bu romantik sahneler biraz iç bayıyor dizide.


Wallace Huo, dizinin ana karakteri Bo Jin Yan' ı canlandırıyor. Bo Jin Yan, dahi bir kriminolog ve narsisizmin doruğunda yaşayan biri. Egosunun ve zekasının yüksekliğine tezat olarak duygusal zeka fakiri olduğu için  insanlarla pek iletişim kur (a)mayan birisi. Dizinin ilk bölümlerinde parça parça verilen geçmişine dair detaylar merak uyandırıp  pek bir şey anlaşılmazken ve  kendisini hayattaki tek dostu Fu Zi Yu ile idare ederken hayatlarına önce Bo Jin Yan' ın çevirmeni daha sonra asistanı olarak Jian Yao giriyor. Ağır polisiye vakalar bir şekilde Bo Jin Yan' ın önüne gelirken ve bunları çözerlerken arkada daha farklı olaylar dönüyor.



Wallece Huo' ya Bo Jin Yan' lik yakışmış. Oyunculuk güzel. Jian Yao zaman zaman çok can sıkıyor ve abartıya düşüyor. Dizinin katalizörü Fu Zi Yi. Gönül işlerinde bazen ufak konuşmalar önemlidir mesajını bize iletiyor ayrıca.



Fena dizi değil ancak bazı şeyler eksik bu dizide bu nedenle tam performansını yakalayamamış bence. Bir de 24 bölüm olmasaymış çok daha şeker olacakmış. Yine de bu tarz bir yapım arıyorsanız göz atmanızda fayda var. Muhtemelen bir ikinci sezon gelecek.




1 Mayıs 2017 Pazartesi

Hüseyin Rahmi Gürpınar - Gulyabani: Kitap (2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu - 4)




Hüseyin Rahmi Gürpınar' ın Gulyabani'sini 2015 basımı Yason Yayınlarından okudum. Gulyabani, hurafe ve batıl inançların insanları, özellikle saf ve eğitimsiz kişileri, nasıl etkilediğini ve baskı altına aldığını ancak akıl ve bilim ile bunların aydınlatılabileceğini ele alıyor.


Kitabın başında yer alan, yazarın bir okuyucusu olan Hanımnine'den gelen mektup ile yazarın buna verdiği cevap zaten kitap hakkında çok güzel fikirler veriyor.


Genç yaşta dul kalan Muhsine' nin, annesinin bir arkadaşı tarafından İstanbul' un biraz dışında, hakkında korkunç iddiaların dolaştığı bir konağa götürülüp orada hizmetkar olarak çalışmasını, bu korkunç konaktaki korkunç yaratıklar ve aklını kaçırdığı iddia edilen konağın hanımı ve diğer iki kadın ile yaşamaya başlamasını anlatıyor. Periler, cinler, gulyabani konakta cirit atıyor. Konağın garip ve belirli kuralları var, uymayanı boğuveriyorlar.


Sonunda Muhsine' nin merakı ve dirayeti ile konakta çalışan Hasan' ın aklı ile olaylar çözülüyor.



Başlarda ürkütücü bir havası olan hikaye ilerledikçe (tahmin edilebilir olsa dahi) ilerleyen bölümlerde insan kurulan düzene ve oluşan trajikomediye  kapılıp giderken ve anlatımdaki eğlenceli dile  gülerken sonunda  bazı insanların masumların inançları üzerinden nasıl nemalandığını ve kazanç elde ettiğini görerek hüzünleniyor. Gülerken bir parça sinirleniyor.


Gulyabani' nin yanında yazarın diğer bazı hikayeleri de kitabın içinde yer alıyor.


Hüseyin Rahmi Gürpınar gerçekçi ve doğalcı bir yazar. Yazarın gözlemciliğini ve bunu aktarma dilini takdir etmemek olmaz.


Hikayeler o dönemde yazılmasına rağmen aslında hala geçerliliğini koruyor.


Bu hikayelerde yer alan, hikayenin kahramanı Adalar Vapuru' nun karşılığı bence günümüzde metrobüs. Buna rağmen toplu taşımanın her türlüsünü  kullanan herkes tıklım tıklım dolu araç bir sonraki durağa uğramadan geçtiğinde seviniyordur.  İstanbul' un ulaştırma sorunu hala yerinde saydığını düşünüyor insan kitabı okuyunca.


Gulyabani okuması keyifli bir kitap. Gözden kaçıran varsa bence bir göz atsın.


"Zeka hiç kimsenin suratında:" İşte ben buradayım " diye kendini ilan ederek haykırmaz. Bazen onun nereye saklandığı da bilinmez. Ama herkes kendisinde bulunduğu iddiasındadır. Onu belli etmeye türlü vesileler ararlar."

Gulyabani -  Savunma

27 Nisan 2017 Perşembe

Watashi Ga Motete Dousunda (Anime): Shion Uğruna ....



 2016 animelerinden Watashi Ga Motete Dousunda 12 bölüm. Bir fujoshi ve   O' nun etrafındaki dört adet taş karakter üzerine kurulmuş.


Ana kahramanımız Kae Serinuma. Kendisi bir fujoshi. Prens prensine kavuşsun, prenses onları ağzından salyalar saçarak gizlice çalılıkların arasından  izlesin düşüncesini kalbinin en orta yerine kazımış. Lise öğrencisi olan Kae kardeş, şişman ama sevecen biri ta ki o kara güne kadar. Vicdansız anime yapımcıları en sevdiği karakter ve BL çiftinin olmazsa olmaz elemanı Shion' u öldürüverirler. İşte o kara günden sonraki bir hafta boyunca Kae-chan odasından, yatağından çıkmaz. Yemekten- içmekten kesilir. Bir hafta sonra ev ahalisi tarafından kendisine zorla müdahale edildiğinde görülür ki iğne ipliğe dönmüş, güzel bir kız oluvermiş.




(Kae-chan. Önce)



(Kae-chan. Sonra)




Okuldakiler kendisinin Kae olduğuna başlarda inanmakta zorluk çekseler de güzellik sen nelere kadirsin!! Okulun en taş 4 erkeği birden Kae' ye aşık oluverir. Aralarında bir rekabet başlar. Kae bir fujoshi zaten, başlarda otakuluğunu saklamaya çalışsa da içindeki otaku dayanamaz, fışkırır. Çocukların baskıları kendisini yıpratır, "Ben daha Shion' umun yasını tutuyorum, gerçek dünyaya, 3d ye alışamam" der ve gelin görün ki, güzellik sen nelere kadirsin, oğlanlar üzülürler ve tamam böyle idare edelim bir süre derler ve 5 kişi takılmaya başlarlar. Bu 5'liye ayrıca Serinuma'nın bir alt sınıfında olan, bir manga ka olabilecek kapasiteye sahip Nishinama eklenir ve O' da Serinuma' ya göz koymuştur. İşin güzelliği o ki kendisi de bir fujoshi ve otaku olduğu için  Serinuma ile bir nevi ruh ikizidirler.







Şimdi Serinuma' nın etrafı kendisi için bir nevi cennet. Gerçi bugünlere her gün kendisine verilen ekmeğe şükür ederek ulaştığını da akıldan çıkarmamak lazım. Etrafında önceden sadece arkadaşı olan ancak sonrasında kendisi için yanıp biten dört tane taş gibi eleman var. Bunlar zaman zaman bir fujoshi için delirtici olabilecek kareler sergiliyor. 



(Görüldüğü üzere Kae-chan hayatının her anında önüne çıkan karelere şükürlerini sunmayı unutmuyor)


Serinuma ve  ayrıca Nishinama var. İki fujoshi ve otaku. Erkekler bunu kabullendikten sonra ölümüne anime ve bl muhabbeti yapabilmekte. Çocuklar o derece anlayışlı ve bir nevi meleğimsiler ki, bu ikisi en sevdikleri animedeki çift üzerinden uke-seme tartışmasına tutulup küstüklerinde bunları barıştırma çabası yine bu çocuklara düşüyor.



(Bir fujoshi olarak Kae' nin işi zor. Misal bu 5'li henüz Nishinama onlara katılmadan sinemaya gidiyorlar. Zavallı Kaecik çocukları birbiriyle shiplemekten helak oluyor)




Animenin en eğlenceli noktalarından bir tanesi  okullarında oldukça popüler ve normal birer genç olan çocukların Serinuma' nın dipsiz otakuluğu karşısında verdikleri tepkiler. Zaman zaman çocukların çaresizliği insanı güldürüyor.




Anime içinde diğer animelere yapılan göndermeler de hoş, ben en çok Shingeki no Kyoujin'leri beğendim. ancak Serinuma' nın Levi' ı ikinci waifu'su ilan etmesinde hiç hoşlanmadım ^^



Anime genel anlamda eğlenceli, ara sıra iç bayıcı olabiliyor gerçi. Bunun dışında büyük bir gelişim çizgisinin olmaması 12 bölüm yeterli olmuş hissini uyandırıyor. Zaman geçirmek için güzel ve keyifli bir anime.


24 Nisan 2017 Pazartesi

Master - Kore Filmi: Küçük Hedeflerle Yetinmeyenlerin Çarpışması





Master 2016 yapımı içinde  Lee Byung Hun, Kang Dong Won, Kim Woo Bin, Uhm Ji Won, Oh Dal Su  gibi isimleri barındıran bir film. Filmin yönetmeni Choi Ui Seok.



Uzun zaman sonra biraz Kang Dong Won dozu almak iyi geldi tabii. Keşke daha fazla görsek kendisini ve mümkünse bu haliyle kalsa.



Kim Jae-Myung ( Kang Dong Won) emniyette genç yaşına karşı bölüm şefi olmuş, zeki ve soğukkanlı bir eleman (yakışııırrr - çizgiden çıkma durumu :P - ). Bir süredir takip ettiği çeteyi sadece çökertmek ve yakalamaktan ziyade bu sistemde onların arkasını kollayan kim varsa - savcı, politikacı vss...- hepsini ele geçirmek üzere ekibiyle birlikte çalışmakta.





Öte yanda  Başkan Jin var. Kurduğu One Network adlı şirket ile ağırlıklı fakirlerin paralarını öyle böyle değil kucak kucak toplamakta ve ekibiyle birlikte dolandırıcılığın kalitesini ve seviyesini yükseltmekte.  Çok klas oldukları için bu adamların  yaptığı bir nevi sanat, miktarlar dudak uçuklatıcı.



Kim Hae Myung çok zeki olduğu için, Başkan Jin  ve ardındakilere çökmek için yine başkan Jin' in ekibinden grubun IT'si Park Jang Goon' a  (Kim Woo Bin) sarıyor.


Arada  Park Jang Goon, olaylar iki ekip, iki kişi arasında gelişiyor.


Kurgu  aradaki ufak pürüzlere rağmen güzel, kadro iyi toplanmış ve aralarındaki kimya hoş. Film kendini izlettiriyor.


Çok muhteşem, insanı soluksuz bırakan bir yapım olmasa bile izleyenin güzel zaman geçirmesini sağlıyor, her şey yerli yerinde. Göz atmakta fayda var.

9 Nisan 2017 Pazar

Chief Kim (Kore Dizisi) : Her Ofise Lazım...





 2017 yapımı Kore dizilerinden Chief Kim' in yılın en iyi dizilerinden bir tanesi olabileceğini düşünüyorum. Komedi ağırlıklı dizi  karakterleri, kurgusu, eğlencesi ile insanı alıp götürüyor. Son zamanlarda güzel diziler izliyordum zaten. Gelen tavsiyelerin de bunda  etkisi  büyük o yüzden çıtam iyice yükselmiş durumdaydı. Buna rağmen Chief Kim buna yeni bir seviye getirdi diyebilirim.



Namgung Min,  Nam Sang Mi, Lee Joon-Ho, Kim Won Hae   ve daha nicesinin yer aldığı dizide elimizde bir adet Kim Seong Ryong  (Namgung Min)  var. Kırsal bir yerleşim alanında mafyavari bir organizasyonun muhasebesini tutan, bu alanda doğal ve üstün bir yeteneğe sahip, kendi halinde takılan, hayattaki tek gayesi Danimarka' ya gidip yerleşmek ve vatandaşlık almak olan biri. Bu Danimarka konusunda kim haksız olduğunu söylebilir ki? Motivasyonunu süreğen kılabilmek için Danimarka bayrağını yanından hiç ayırmayan Kim Seong Ryong' un Danimarka seçiminin nedeni ise yolsuzluk oranının en az olduğu ülkelerden bir tanesi olması.  Kendisi muhasebe ve finans teknikleri ve özelikle sayılar konusunda bir dahi olduğu için mafya patronunun bilgisi dahilinde cukkalamakta, patronun da vergi kaçırmasına yardımcı olmakta ve polis tarafından yakalanamamakta.







Günün birinde ülkenin en büyük şirketlerinden sayılan TQ Grup çeşitli nedenlerden dolayı  bir departmanı için şef ilanı verir. Kim Seong Ryong da çeşitli nedenlerden dolayı işinden ayrılmak üzerededir. İlan o derece hoş verilmiştir ki ne mezun olunan okula ne de referanslara bakılmaktadır. Tam Kim Seong Ryong' a göre. Bir şekilde işe girer bu esnada iş mülakatlarında nasıl planlı hareket edilir ve nasıl yaratıcı olunurun  cevabını bu dizide nice cevap arayana sunar kendisi.




Aynı esnada genç yaşında büyük başarılar kazanmış, genç yaşta savcılık kariyerinde yükselmiş olan Seo Yool da savcılık kariyerine nokta koyarak TQ Grupta Finans Direktörü olarak çalışmaya başlar.




Dizi çok eğlenceli. Öncelikle iş hayatının, şirket yaşamının farkında olunmayan ya da çalışanların görmezden gelmek istediği saçmalıklarını güzelce ve eğlenceli şekilde biraz da abartarak ortaya seriyor.  Özellikle TQ Grup gibi yapılardaki departmanlar arasındaki sürtüşme ve dalaşmalar, sesin çıkmazsa, elin güçlü değilse üzerine binerler gibi örnekler mevcut.  Sanki x departmanında çalışmak kişinin karakterine 100 deneyim puanı kazandırıyormuş gibi takılan tipler, son derece gereksiz giyim tarzları gibi nice örnek dizi içinde bulunabilir.  Bunun  dışında her departmanda bulunan bir adet solitaire  oynayan müdür ile birlikte bölümdeki çıkıntı karakter de dizide bulunmakta. Dizinin gerçekçiliğine katkı sağlıyor bu durum ^^ Bu çıkıntının aynı zamanda diğer departmanlara göz kırpması da bonus. (İleride bu durum değişiyor tabii)



Tüm bu komedi içerisinde aslında iş hayatı ve daha şıkırtılı bir tabirle şirket kültürü içerisinde kendisini kaybeden karakterler güzelce ortaya seriliyor. Kimisi gerçekten kaybetmiş, kimisi gerçek kimliğini içine saklamış, bu kültür ve anlayış içerisinde kendisine biçtiği rolü oynuyor, kimisi emekliliğini bekliyor falan... Çok komik ama bazen insanın içine bir dert oluşturmuyor değil.



Tüm bu iş hayatı görünümünün arkasında bir de şirketin mali durumu olayı var. Çok kötü yönetildiği için mali anlamda iyi görünmüyor (görünürde) ancak anlaşılıyor ki defter ve kayıtlarla oynanıyor. Vergi kaçakçılığından, yanlış beyanlara kadar her türlü iş dönüyor. Doğal olarak her zaman olduğu gibi birilerinin paralara yasa dışı konması  neticesinde kabağın çalışanlara patladığı da dizide  bir şekilde karşımıza çıkıveriyor. Yani patronlar son model arabalarıyla gezerken işçiler üç kuruş alacakları ya da hakları için grevlere başlıyor ve yedikleri dayakla ya da işten atılmakla çözüme doğru varmaları isteniyor gibi, misal.



Şef Kim ( Namgung Min) ve Seo Yul (Lee Joon-Ho), her ikisi de finans ve muhasebe alanında zekaca yüksek seviyede bulunduklarından sık sık karşı karşıya geliyorlar. Dizideki tüm oyuncular çok doğal ve çok başarılı. Dizinin akışkanlığını bu performanslar sağlıyor ancak Namgung Min ve Lee Joon-ho diziyi alıp götürüyorlar. Ayrı ayrı performansları iyi olmak ile birlikte çok tatlı bir eşleşme olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.



Görünürde farklı taraflardaki iki rakip, alanlarında becerikli ve yetenekliler, kocaman adamlar ama aslında ikisi de oldukça  çocuk. Özellikle karşılıklı çocuklaştıkları sahneler tadından yenilmez oluyor.





Kim Sung Ryon - Chief Kim


Hakkını yemeyelim Namgung Min harika. Şimdi Kim Seong Ryun kağıt üzerinde eğlenceli bir karakter ancak Namgung Min' in performansı - bana kalırsa- muazzam ve karaktere çok değer katıyor.


Chief Kim yani Kim Sung Ryon, her şirkette her departmanda olması gereken, olması dilenen bir kişi. Bir kere çok eğlenceli. Öyle genel kuralları falan da fazla salladığı yok ancak bunu sinirlendirmek istemedikleri dışındakileri rahatsız etmeyecek şekilde uyguluyor. Kafa  ve çene çok çalışıyor, takdir etmek lazım. Garibim, işe başladıktan sonra epey bir olayla karşılaşıyor, bazılarına kendi aranıyor ama ne eğlencesi ne de keyfi düşüyor.


TQ' nün psikopatı ünvanını boşuna almadı adam. Bir gelişim göstererek gönülleri kazandı, savaşlarını destekçileriyle kazandı, Seo Yul ile kapıştı, eğlendi falan...


Fazla bir şey yazamayacağım çünkü anlatılmaz izlenir :P





Yoon Ha- Kyung

Departmanın olgun, tecrübeli ve anlayışlı kadını. Bundan da lazım her yere bir tane. Akıllı ve adalet anlayışı yüksek zaman zaman ara bulucu bir karakter.




Seo Yool (Lee Joon - Ho)

Bu da ayrı bir manyak. Savcılıktan şirketin finans direktörlüğüne geçiyor. Arayışını ve hareketini anlamak mümkün. Göstermese de en az Chief Kim kadar deli.


Seo Yul hakkında söylemek istendiğim bir şey var; Arkadaş ne yedi.... Öyle böyle yemedi, dünyaları yedi, iştahla yedi.  Daha ilk bölümde kızarmış tavukları götürürken iştahımın kabarması bir işaretti. Yemekler, tostlar, pizzalar, ramenler... yani çok iyi yedi^^



Dizide kendisini tanımlayacak bir sürü ifade geçiyor. En çok güldüklerimden biri" kapitalizmin yarattığı canavar"dı. Bunun üzerinde tek bir sıfat var o da Chief Kim' in kullandığı obur  psikopat sıfatı.


Normal şartlar altında dizinin kötüsü olması gerekiyor ancak dizi zaten normal değil bu nedenle bu karakterden nefret edemiyorsunuz. Hatta ben zaman zaman üzüldüm Seo Yul' a, bazen acıdım.  Yoon-Ha' dan etkilendiğinde ben de onun kadar etkilendim...



Namgung Min' in peformansı harika demiştim, Joon Ho' da altta kalmamış. Böyle olunca, ikisi bir de ortak bir ritim yakalayınca keyiften keyife koşmak izleyene kalmış.





Choo Nam-Ho (Kim Wo Hae)


Departmanın müdürü olan Choo dizinin en eğlenceli karakteri olabilir Chief Kim' den sonra. O pasif duruşu, işten kaytarmaya çalışması, ek gelir sağlama hevesi, beklenmedik anlarda verdiği zekice öğütlerin yanında aslında babacan bir karakter olması ve ekibindekileri düşünmesi ve elinden geldiğince onlara destek sağlaması O'nu daha da sevimli bir karakter yapıyor. Normalde bezgin ve salaş bir halde etrafta dolaşırken ara sıra beklenmedik aksiyonlara girmesi de cabası.






Hong Ga-Eun (Jung Hye-Seong)

Dizinin şapşiklerinden bir tanesi. Çok sevimli. Diziye ilk girdiğinde endişelenmiştim dizinin gidişatını bozar mı acaba diye ama çok tatlı bir çizgide tuttular böylece diziye tat verdi. Ayrıca Savcı Han ile olan ikili sahneleri de bir o kadar eğlenceli. Fighting!




Park Myung-Suk (Dong Ha)

İşte dizinin enteresan ve eğlenceli karakterlerinden bir tanesi daha. İzleyin göreceksiniz ^^




Na Hee-Yong (Kim Jae-Hwa)


Şirketin etik departmanı müdiresi Hee-Yong' u sadece izleyin. Demek istediklerimi anlarsınız sanırım ayrıca putlaştırma ya da aşırı fanlığın kişinin üzerinde nasıl durduğuna bir örnek olarak gösterebiliriz kendisini.







Oh Gwang-Sook (Lim Hwa-Young)

Dizinin en şeker şeyi olabilir. Ben de kıvırcık saçlı halini tercih ederim yalnız. Özelikle Chief Kim ile dertleşmeleri çok eğlencelidir.



Dizide bir de avukatlar var ki evlere şenlik. Gerçekten dizinin tuzu biberi olmuşlar. İzlerken çok eğlendim bu amcaları.


Dizide o kadar çok malzeme var ki; Chief Kim' in bekleme odasında verdiği mücadele aslında şirketteki yıldırma politikası çok eğlenceli bir süreç. Şirketler tazminatsız adam atmak için bu tarz yöntemlere başvurur zaman zaman ancak bu dizide yanlış adama çattılar. Patronların yanlış yönetim politikalarını ya da şahsi çıkarlarını istihdama katkı sağlıyoruz bize torpil geçin şeklinde savunmasının da bir örneği görülebilir.



Dizi komedi ama doğal ve akıcı bir komedi. Replikler, göndermeleri, oyunculuklar bana kalırsa iyi oturmuş. Bunun dışında iki ana karakterin tüm zeka ve kapasitelerine karşı aslında birbirinde çocuk olmaları, yan yana iyice zıvanadan çıkmaları, yalakalar, iş birlikçiler, adalet arayanlar, karakter değişimleri, özellikle karakterlerin birbirlerini doğal şekilde etkilemeleri insana keyif veriyor. Evet, sonuçta bir dizi bu nedenle rastlantılar, olayların bağlanmalarının bazen tesadüfi olması gibi durumlar var ama hiiiiiç göze batmıyor ^^



Fikrimi soracak olursanız bu diziyi kaçırmayın derim. İzlerken gerçekten çok keyif aldım ve eğlendim. Üzgünüm çünkü dizi bitti, eğlencem bitti :(





6 Nisan 2017 Perşembe

Udon no Kuni no Kiniro Kemari: Sıcak ve Tatlı Bir Anime





 Udon no Kuni no Kiniro Kemari 2016 animelerinden, 12 bölüm. 12 bölüm ama insanı böyle bir gevşetiyor, rahatlatıyor, eğlendiriyor zaman zaman hüzünlendiriyor biraz da olsa... Çok tatlı, çok sıcak bir anime.





Tokyo'da web dizaynı üzerine çalışan Souta Tawara (Nakamura Yuuichi) çeşitli nedenler üzerine kendi kasabasına bir süreliğine döndüğünde artık kimsenin yaşamadığı evlerinde bir çocuk bulur. Zamanla çocukla bağları gelişir ve Tawara bir süre sonra Poco adını verdiği çocuğa bağlanarak, işi gücü bırakıp onu yetiştirmeye karar verir. 12 bölüm bu ikisi ve kasabadaki diğerleri üzerinden günlük olaylara eğiliyor.






İnsanı eğlendirirken bir yandan da içine dokunan bir anime. Poco veledi sayesinde Tawara geçmişine dönüyor, yıllardır aklına gelmeyen anıları  hatırlıyor, neden buradan kaçtığı kafasında netleşiyor. Bazı konularla yüzleşme fırsatı buldukça aslında hayatında ne istediğinin farkına varıyor. Doğal olarak keşkeler ya da pişmanlıklar beliriyor geçmişe dair ancak  bunlar Tawara'yı ezip geçeceğine aksine Poco sayesinde geleceğe dair O'na güç veren öğelere dönüşüyor. Poco ve sevimliliğinden - çocuk ne de olsa, içtenliği, samimiyeti, masumiyeti etkileyici - nasibini alana tek kişi Tawara olmuyor. Ablası Rinko, kasabadaki diğerleri, en yakın arkadaşı Nakajima' da bu ilişkilerin içine giriyor.





Yani çok tatlı, insanın içini ısıtan bir anime.  Bunun yanında inanılmaz eğlenceli. Kim lise aşkıyla yıllar sonra anne dostu olmak ister ki? Çocuğun büyüdüğünü görünce duygulanan Tawara ayrıca bir tatlı. Nakajima (Sugita Tomozaku) dişleri yüzünden köpek balığına benzese ve bir nevi hödük olarak takılsa da aslında gönül insanı ve daha niceleri...








2016' nın en tatlı animelerinden. Özellikle Barakamon ya da Usagi Drop' u beğenmişseniz  Udon no Kuni tam size göre.


2 Nisan 2017 Pazar

Zadig (Bir Şark Masalı) - Voltaire: Kitap (2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu -3 )



"Kötü insanlar daima bedbahttırlar. Onlar yeryüzünün şurasına burasına serpilmiş ve sayıları son derece sınırlı adil insanları denemeye yararlar. Dünyada iyilikten doğmayacak bir kötülük yoktur."



Voltaire denince akla 18. yüzyıl Aydınlanma Çağı (kendisi Fransız Aydınlanmasının öncülerinden biri) , dolaylı olarak J.J Roussou  (duysa kızardı muhtemelen) ve o dönemin ortaya konan felsefi düşünceleri geliyor. Tüm bunlar Voltaire' in sıkıcı ve ağır felsefi eserleri olduğunu düşündürebilir belki halbuki Voltaire' in özellikle bu tarz uzun hikayeleri olabildiğince yalın, akıcı ve nükteli bir dile sahip.



Zadig, Voltaire' in 1747 yılında yazdığı uzun hikayelerinden  bir tanesi. Zadig' i yazdığı yıllar yazarın inişli çıkışlı hayatında tekrardan yükselişe geçtiği ve Versailles Sarayında tarih yazmanlığı yaptığı yıllara denk geliyor.



Benim elimde biri Öteki Yayınlarından diğeri ise Kaknüs Yayınlarından olmak üzere iki farklı basımı vardı. Yıllarca oradan oraya, göçebe bir şekilde yaşadığım için bu kitabın  ana merkez üssümde bulunduğunu unutarak okumak üzere ikinci bir kez satın aldım muhtemelen. Öteki Yayınlarının basımı  Micromegas, Cosi- Sancta, Eflatun' un Düşü adlı hikayeleri de içeriyor ( Micromegas ve diğer hikayelerini de herkese tavsiye ederim). Ben Micromegas ve diğer hikayeleri daha önce Alfa Yayınlarının basımından okumuştum.  O nedenle bu sefer Kaknüs Yayınlarınınkini okudum.



Zadig, Babil Krallığında yaşayan genç, zeki, alim,adil, bonkör ve erdemli bir insan olan Zadig' in başına gelen olayları okuyana sunuyor.  Zadig doğruluktan ayrılmamayı, iyi kalpli ve doğru bir insan olmayı kendine ilke edinmişken başına gelen talihsiz olaylar nedeniyle Babil' den sürülüyor. Mutluluğu ararken sıkıntılı zamanlar geçiren, mutluluğu  tam da bulduğunu düşünürken feci olaylara uğrayan ve Babil' in dışında hayatına yine inişli çıkışlı şekilde devam eden Zadig, bir taraftan hayatın bu çizgisini sorgular , başına gelen bu talihsizliklerin nedenini anlayamadığı için üzüntü duyarken diğer yandan yine de erdemden  ayrılmayarak  aklını ve bilgisini kullanarak doğruluk inancı üzerinde hayatına devam eder. En sonunda tüm bu talihsizliklerin sonunda Babil' e  kendisini mutlu edecek bir şekilde döner. (Fazla detay vermemeye çalışıyorum ^^)


" Zadig, zamanının en son felsefesinin aksine, bir yılın üç yüz altmış beş gün altı saat ve güneşin de evrenin merkezi olduğunu biliyordu. Zamanının alimi geçinen bazıları onun yanına gelirler, yüksekten bakar bir vaziyetle kendisinin tehlikeli fikirler taşıdığını, güneşin kendi ekseni etrafında döndüğüne ve bir yılın on iki ay olduğuna inanmanın milli menfaatlere aykırı olduğunu söylerler; Zadig ise sükünetini muhafaza eder, asla hiddet eseri göstermezdi."



Bu hikaye, aslında kader denilen olgunun insanların anlayışından daha geniş bir süreç ve varoluş olduğunu, insanın karşısına çıkan olayların ardındaki geniş resmi göremeyebileceğini, başa gelen talihsiz bir olayın aslında insan algılamasa da iyi olabileceğini anlatırken erdemin ne olduğunu okuyana sorgulatmaktan geri kalmıyor.


Tüm bu hikayenin içerisinde Voltaire Zadig' in başına gelenleri anlatırken, insan aklının ve seçimlerinin önemine vurgu yaparken, dogmatik düşünce şeklini nükteli bir şekilde yermekten de geri kalmıyor. Sonra insan  kısa  ve oldukça yalın bir hikayenin içine bu kadar derin ve önemli manalar sıkıştırılmış olmasını, aralara serpiştirilmiş eleştirilerin masalı bozmadan akmasını takdir ediyor.


"Zadig, kanunların vatandaşları korumak olduğu kadar, onlara yardım etmek için de olduğu kanaatindeydi. Kendisinin en önde gelen mahareti, herkesin karıştırmaya çalıştığı hakikatı, tam aksine ortaya ve aydınlığa çıkarmasıydı"



Bana kalırsa Zadig elinize alıp kısa bir sürede bitirebileceğiniz, okurken eğleneceğiniz, akıcılığıyla ilerleyeceğiniz, kafanızı rahatlatacak ancak siz fark etmeseniz bile beyninizin arka planda düşüncelere dalacağı bir kitap.


Sizlerin de yorumlarını beklerim.


"Istıraplar içindeyken yalnız kalmanın insan için tahammül edilmez bir şey olduğunu biliriz. Fakat kendisi gibi bahtsız bir adamla karşılaşan biri, bundan kuvvet alır"



28 Mart 2017 Salı

Mobile Suit Gundam Thunderbolt (Anime)





Mobile Suit Gundam Thunderbolt, 2015 yapımı aslen Yasuo Ohtagaki' nin "Universal Century" dönemini ele alan mangasından uyarlanmış 4 bölümlük bir ONA. Animedeki olaylar "UC' nin  One Year War (Bir Yıl Savaşı) döneminde Mobile Suit Gundam   ile eş zamanlı olarak gelişiyor.



Mobile Suit Gundam Thunderbolt, Bir Yıl Savaşları esnasında  Federasyon' un Moore Kardeşliği ile  ve Zeon kuvvetlerinin  Yaşayan Ölüler kuvvetlerinin uzayın özel bir bölgesinde yer alan  Thunderbolt Sektöründeki  çarpışmasına odaklanıyor. Bu özel alanın stratejik önemi büyük.  Anime bu 4 bölüm içerisinde özellikle iki karaktere odaklanıyor. Zeon Kuvvetlerinin en iyi pilotu Daryl Lorenz ve Federasyon' un en iyi pilotu Io Fleming.




Genellikle bahsedilir, Mobile Suit Gundam Unicorn RE:0096' da sıkça anılıyordu, bu Bir Yıl Savaşının kıyımı büyük. Tüm insanlığın yarısı neredeyse bu savaşta ölüyor/öldürülüyor. Ancak bunun sonunda insanlık aklını biraz topluyor ve derme çatma bir barış anlaşmasına razı oluyor.







Bu dönemin ağırlığını da taşıması bakımından Mobile Suit Gundam Thunderbolt' un tonu karanlık ve ağır diyebilirim ancak bu Bir Yıl Savaşı' nın kanını ve çılgınlığını çok nokta atışlarla, ajitasyon yapmadan sakince vurguluyor. Bu savaş öyle can almış ki...  Federasyonun cepheye çocukları, Zeon' un ise savaşlarda uzvunu kaybetmiş asker ve insanları, bir şekilde, tekrar cepheye sürmesi savaşın ne kadar  acımasız ve büyük kayıplara sebep olduğunu gösteriyor.



Yine bu savaşta o kadar çok insan ölüyor ki, Federasyon tarafında yer alan Claudia önündeki tüm rütbeliler öldüğü için genç yaşına rağmen ana geminin kaptanlığına terfi etmiş, o kadar çok ölüm emri veriyor ki sinirleri bunu kaldırmıyor, ilaç almaya başlıyor. En son federasyon mobile suit savaşçıları olarak çocukları gemiye savaşmaya gönderdiğinde, operasyonda yem olarak kullanılacaklar ve ölecekler, bu ölüm emrini vermemek için yüksek dozda ilaç alarak intiharı deniyor. Zeon tarafında doktor Karla, yeteneklerini cephede konuştursun diye hapse atılan babası ile tehdit ediliyor. Askerlerin üzerinde yaptığı her deney, kaybedilen her yaşam ruhunda derin tahribatlar yaratıyor.




Savaş anlamsızlaşıyor bir süre sonra her iki taraf için  ancak bir çıkışı yok. Karakterler bunu bilmenin de melankolisi ile günlerine devam etmeye çalışıyorlar.




Savaşın yarattığı tahribatları, özel anlamda bir asker üzerindeki direkt etkisini  anlatan en güzel sahnelerden bir tanesi bana kalırsa bu animenin içinde yer alıyor. Darly' in kaybettiği her uzvu ile birlikte geçmişin güzel ve insan gibi günlerinden kalma bir anısının da yok olduğu gerçeği çok estetik ve anlamlı bir biçimde sergileniyor.






Durumlar böyle iken her iki tarafın da güvendiği bir pilot var. Federasyon cephesinden Io Fleming (Nakamura Yuuchi) federasyonun kendisine gönderdiği Gundam' ın da sahibi oluyor. Müzik sever bir bünye olarak tercihi cazdan yana. Müzik tercihine benzer şekilde enerjik, atik, ön görülemez, kendi burnunun dikine giden bir karakter.  Öte taraftan Zeon tarafı ise Darly' e güveniyor. Nazik, sakin ve hesaplayıcı bir karakter olan Darly'nin  (Ryohei Kimura ) müzik tercihi ise biraz daha retro, slow pop tarzında. İkisi kader tarafından karşı karşıya konmuş iki pilot. Birisi savaş içinde yaşam kazanarak travmalarını yendiğini düşünerek yaşam enerjisi bulurken diğeri kaybettiklerini mobile suiti ile kazanmaya çalışıyor.






Çoğu zaman olduğu gibi Thunderbolt   da tek bir tarafın haklı savaşı değil. İki tarafta birbirinden pis, birbirinden kötü. Ortaya çıkan savaş kötü. İki tarafın da haklı olduğu yanlar var, ikisinin de haksız olduğu taraflar var. Gundamları güzel yapan noktalardan bir tanesi bu zaten. Bu animede karakterle empati kuramayabilirsiniz ya da anime sizi tam anlamıyla içine almayabilir, bu bence iyi bir şey.





Tüm bunların ötesinde, animenin bu alt metinlerini ve olay örgüsünü verme biçimi son derece estetik. Çizimler çok güzel, aksiyon ve mobile suit sahneleri göze hitap ediyor. Animenin enfes bir ost' u var ve müziğin anime içindeki yeri ve önemi harika.



Ben şahsen bu 4 bölümü çok beğendim. Mobile Suit Gundam Thunderbolt' un henüz izlemdiğim bir filmi var. ONA' nın devamı bu sene içinde gelecekmiş.  Benim için güzel bir haber ^^





20 Mart 2017 Pazartesi

Bungou Stray Dogs (Anime): 2. Sezon






Bungou Strays Dogs' un 2. sezonu da ilk sezonu gibi 12 bölüm ve 2016' da tamamlanan animelerden.
İkinci Sezonun tamamlanmasını bekledikten sonra oturdum, izlemeye başladım. Karşımda bulduğum ilk sezondan daha karamsar, daha karanlık bir sezondu. Özellikle ilk dört bölüm... Bu demek değil ki anime kökten şekilde ton değiştirmiş. Espriler ve karakterler yine yerli yerindeydi. Şahsen ben ikinci sezonu daha fazla beğendim.



Bu sezon  animeye giren yeni karakterler var. Birinci sezonun sonunda The Guild ekibinin gelişi haber verilmişti zaten. Böylece şehirde, polisi ayrı tutarsak, üç farklı grup olmuş oldu. Port Mafia, Detektif Acentası ve The Guild.





Yurt dışından gelerek Yokohama'ya hakim olmak isteyen The Guild ekibinin karakterlerine bakacak olursak;

Francis Fitzgerald (Takahiro Sakurai ): Yabancı bir organizasyon olan The Guild' in lideri olan Francis Fitzgerald  şehirdeki tek güç olmayı amaçlamak ile birlikte gizli ajandasını animenin sonlarına doğru açıklıyor. Animede Fitzgerald' ın gücü The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby).
Bungou Stray Dogs' un en önemli özelliği karakterlerinin Japon ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarının adlarını ve güç olarak bu yazarların eserleri ya da eserlerindeki karakterlerin isimlerini kullanması. Bunları sadece kullanmakla kalmayarak bir şekilde animedeki karakterlere de oturtuyor. Francis Fitzgerald ve diğer tüm The Guild ekibi de bu şekilde.  (Dedektifler ve Port Mafia burada)






Çoğunluğun bildiği üzere gerçek zamanda Francis Scott Fitzgerald Amerikalı bir yazar. En popüler eseri ise ölümünden daha sonra popülerlik  kazanan Muhteşem Gatsby.


Francis Scott Fitzgerald, varlıklı bir kişi değilken yazdığı bir kısım hikaye ve roman ile iyi para kazanmaya başlıyor. Animede de değinildiği üzere Zelda ile evleniyor. Zelda para harcamayı seven bir kadın ve gerçekten bir süre sonra ciddi bir şekilde ruhsal problemleri iyice su yüzüne çıkıyor ve şizofrenisi tavan yapıyor.

Fitzgerald' ın Türkçe olarak bulabileceğiniz kitaplarının bir kısmı şöyle;

Muhteşem Gatsby

Benjamin Button' un Tuhaf Hikayesi ( Bir kısmınız hatırlar belki, bu öykü  aynı zaman da sinemaya da uyarlandı. Tarihini hatırlayamıyorum ancak filmin yönetmeni David Fincher' dı ve Brad Pitt, Cate Blanchett gibi isimler yer alıyordu filmde. Aynı zamanda sinemaya gittiğim en ilginç toplulukla izlediğim film olma ünvanını elinde bulunduruyor.)

Son Düş

Güzel ve Lanetlenmiş

Animedeki Fiztgerald' ın üzerinde ve arka planında  hem yazarın hem de Muhteşem Gatsby' nin izleri görülüyor.







John Steinbeck (Kengo Kawanishi ) Animedeki  The Guild üyesi John Steinbeck, sevimli ve rahat gözüken bir çiftçi çocuğu. Zaman zaman oldukça soğuk ve acımasız da olabilen John Steinbeck' in gücünün adı Gazap Üzümleri. (Şaşırtıcı değil mi? ^^)


Animedeki karakter adını Amerikalı yazar John Steinbeck' ten alıyor.  Ödüllü ve en bilinen eserleri, edebiyat ile haşır neşir olan herkesin bildiği, Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar. Ortaokul zamanıma kadar yazarı soyadından dolayı Alman sandığım bir gerçek. Ne bileyim, "Steinbeck" pek bir Almanvari geliyordu ki konu açıldığında bu algımı gülerek annem ve babam düzeltmişti. Yine o yaşlarda ilk kez elime aldığım kitabı Gazap Üzümleri idi. İlk günler biraz eziyet haline gelmişti kitap, bitirince rahatlamıştım. İlerleyen yıllarda tekrar okudum tabii ki. Fareler ve İnsanlar' ı, kendime teşekkürler, lise yıllarıma denk getirmeyi başarmıştım.  Bunların dışında Bitmeyen Kavga' yı da herkese tavsiye edebilirim.

Animeden fazla ayrılmamak için tüm yazarların tüm kitaplarının üzerinde tek tek durmak istemiyorum. Steinbeck' in Türkçe bulabileceğiniz diğer bazı kitapları şöyle;

İnci, Uzun Vadi, Tatlı Perşembe, Altın Kupa

John Steinbeck, küçük yaşlarından itibaren tarla ve çiftliklerde çalıştığı için işçi sınıfı içinde sayılır. Eserlerinde ağırlıklı olarak bunlara değinir. Bu nedenle Fitzgerald ile hayata bakış açılarında daha doğrusu onu yorumlayışlarında bir fark olması normal. Aynı zamanda  zıtlıkların birlikte var olup olamayacağı konusunda da bir ayrılıkları var genel anlamda.


Animede Steinbeck her ne kadar Fitzgerald için çalışsa da aslında O'ndan ve tarzından pek hoşlanmadığı animenin sonlarında açığa vuruluyor. Bunun da arka zemini (yukarıdakiler nedeniyle) mantıksal bir boyuta oturmuş oluyor (bence). Yani ben keyif aldım bu bağlantıdan.


Howard Philipps Lovecraft (Shunsuke Takeuchi) Animede Steinbeck' in ortağı, The Guild üyesi Lovecraft çoğunlukla tembel ve uyumayı düşünen bir karakter olarak görülüyor. Garip bir gücü var^^



Amerikalı bir yazar olan Lovecraft' ın ise geride bıraktığı pek çok eseri var.  Ağırlıklı şekilde korku edebiyatının önde gelenlerinden olan Lovecraft, kendisinde sonra gelen pek çok yazara ilham kaynağı olmuş  etkileyici bir yazar.


Hem gerçek hayatında annesinin akıl hastalığı ve üzerindeki etkileri hem de kendisinin aşmış hayal gücü hakkında da animede ufak bir gönderme var. Diyorlar ki karakterlerden birine ; "Sen bu zihin kontrolü gücünü Lovecraft üzerinde mi kullanıyorsun? "


Ayrıca mangada nasıl çizilmiş bilmiyorum ama animede karakterin yüzü bir şekilde biraz  H.P Lovecraft' ı anımsatacak şekilde çizilmiş.


Yazarın pek çok eseri, hikayesi var ancak Cthulhu Mitosunun yeri başka. Lovecraft' ın yarattığı kurgusal evreni ve içindeki tüm hikayeleri içeriyor. Bu dünyada Yüce Eskiler (The Great Old Ones) var ve bunlardan bir tanesi de Cthulhu.


Animede Lovecraft' ın kullandığı güç The Great Old Ones. Tüm bunlara bağlı olarak, Dazai ve Nakahara'  nın dediği gibi bunun aslında bir güçten ziyade çok daha kadim ve farklı bir şey olması da bu şekilde mantıksal bir zemine oturuyor ve hoş bir saygı gösterisi olmuş bana kalırsa.



Loisa May Alcott: Animede The Guild' ın stratejisti, utangaç bir karakter. Stratejilerini, tüm olasılıkları göz önüne alarak (edindiği bilgiler kadarıyla) senaryolaştırıyor ve The Guild bunu uyguluyor.


Loisa May Alcott da Amerikalı bir yazar. Küçük Kadınları bilirsiniz, kendisinin eseri. Bunun dışında hayatı boyunca kadın hakları için çalışan biri.


Mark Twain (Yoshino Hiroyuki )  The Guild' in az görünen ancak en sempatik elemanlarından bir tanesi. Keskin nişancı olarak arz-ı endam eden Mark Twain' in gücü (ikili) bilin bakalım neler? Doğru bilmişsinizdir... Huckleberry Finn ve Tom Sawyer :))



Tom Sawyer' in Maceraları ve Huckleberry Finn' in Maceraları Amerikalı yazar Mark Twain' in en çok bilinen iki eseri. Animede hem Tom hem de Finn çok tatlı. Çocukluğumda keyifle okuduğum kitaplardı. Bu ikisinin dışında da keyifli kitapları mevcut doğal olarak.


Bu yazı gittikçe daha da uzuyor onun için The Guild ekibini şimdilik burada keseceğim. Değinmediklerim kusuruma bakmasın, olur mu ^^ Belki daha sonra , ileride bir gün...

(Şu tembellik,üşengeçlik problemim olmasa iyi insanım aslında :P)


The Guild animeye girince şehirdeki güç odağı üç tane oluyor. The Guild kendi hakimiyeti istemekte, Port Mafia bunu kabullenmez, Dedektifler de bu ikisi kapışırken etrafın zarar görmesini istemez. Port Mafia ve The Guild zaten dedektifleri istemez. Gizli bir güç daha var aslında, özel güçlere sahip polis birimi ancak onlar pek karış(a)mıyorlar. Bu üçgendeki güç mücadelesi 2. sezonu oluşturuyor. Ancak bu üçlü mücadele başlamadan önce anime, tüm bunlardan daha farklı bir öykü ile açılıyor. 2. sezonun ilk dört bölümü Dazai Osamu' nun geçmişini ve Port Mafia günlerini anlatıyor.






Port Mafia' nın en genç yaşta uzman olmayı başarmış elemanı, patronun neredeyse sağ kolu, etrafındakilerin ve adamlarının çekindiği bir karakter olarak görüyoruz Dazai Osamu' yu. İntihar isteği var olmak  ile birlikte karakterin tonu birinci sezondakinden daha farklı. Normal gevşek haline bir nebze döndüğü zamanlar bir barda yine Port Mafia elemanları olan Sakunosuke Oda ve Ango Sakaguchi ile içtiği zamanlar. Sakunosuke Oda, gücüne rağmen organizasyonun en alt tabakasında yer alan ( kendi tercihi ile) bir üye iken Ango ise organizasyonun istihbarat elemanı.



Gerçek hayatta da Dazai Osamu, Ango Sakaguchi ve Sakunosuke Oda' nın arkadaş olmaları, animedeki bu üçlüye bir anlam kazandırıyor. Bu arada animede gördüğümüz Bar Lupin yani animede bu üçünün içtiği bar gerçek bir mekanmış. Dönemin edebiyat etiketlerine uymayarak, kendilerine göre takılan ve birbirleri ile ilişki içinde olan yazarlar bunlar.


Animenin bu ilk dört bölümü her ne kadar Dazai Osamu' nun geçmişini anlatsa da parlayan yıldızı Oda Sakunosuke. Karakter zaten karizmatik ancak animeye inanılmaz bir ağırlık (olumlu anlamda) getiriyor.






İzlemeyenler için gereksiz detay vermek istemediğim için buraya kadar kuşbakışı yazdım. İlerleyen satırlar izlemeyenler için gereksiz bilgiler içerebilir.



Tarih içinde  Dazai Osamu ve Sakunosuke Oda arkadaşlar. Oda' nın ölümünde sonra Dazai' nin inanılmaz şekilde kırıldığı ve karamsarlığa düştüğü yazılıyor.


Animedeki Sakunosuke bir kiralık katilken  bir adamın kendisine verdiği öğüt ile yazar olma hayali kuruyor. Bu nedenle öldürmekten vazgeçiyor çünkü "yazar yazarak hayat verir" gibi bir şeyler söyleyen adamı kabulleniyor ve can alırsa yazarlığa hakkının kalmayacağını düşünüyor. Oldukça basit ve naif bir hayal onunki. Çok çocuksu ancak bir o kadar gerçek ve bu hayali için elini kana bulamadan para kazanmaya çalışıyor. Dazai' nin içindeki boşluğu en iyi anlayan insan olduğu da söylenebilir. Gelin görün ki işler istediği gibi gitmiyor ve sıra geliyor 2. sezonun dördüncü bölümüne...


Bu bölüm belki mükemmel değil ama 2016 animeleri içindeki en iyilerden bir tanesi. Oldukça sembolik, oldukça estetik, oldukça akıcı ve etkileyici.





Oda' nın karşısına çıkan kişi Gide  (  Miki Shinichiro ). Askerleri ile birlikte Avrupa' da cefakarca savaşan ancak politikacılar tarafından bir anda satılarak vatan haini ilan edilen ve Avrupa' dan kaçmak zorunda kalan profesyonel askerler ve bunların lideri. Aradıkları şey anlamlı bir ölüm.


Pek çok kişi gibi animedeki Gide' nin Andre Gide olduğunu düşünüyorum. Adı da öyle geçiyor zaten. Andre Gide' nin buradaki gibi askeri bir geçmişi yok ancak yine de Oda vs Gide' yi anlamlı buldum.
Bir yazar ve bir kişi olarak Oda, sosyal normlara uymaktan kaçınan, toplumun dışladığı ya da topluma uymak istemeyen biri. Keza Andre Gide  de hem eserleri hem kişiliğiyle sosyal normlara kendi zamanı içinde karşı çıkmış ve uymamaya özen göstermiş biri. Aynı zamanda Andre Gide sıkı bir dini eğitim görmüş biri bu da animedeki Gide' nin İncil' den alıntılar yapmasını anlamlı kılıyor.
Ve yine bu ikisinin animede karşılaşması ve hatta aynı güce sahip olmaları insanı keyiflendiren bir detay oluyor benim için.



Ve yine bu bölüm, estetiğinin dışında sembollerle dolu. Hepsini tek tek oturup sayamam, sabrım kaldırmaz ama en bariz olanı Oda' nın tek dostu olan Dazai' ye vedasında "İçindeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz. İyi ve kötü senin için bir şey anlam ifade etmiyor biliyorum. Bu boşluğu da ne kötülükle ne de iyilikle doldurabilirsin ancak en azından insanları kurtaran tarafta ol. Asla değişmeyeceksin ama en azından iyi tarafta olursun" (Yazamadım ama animede çok manalı duruyor) sözlerinin ardından o zamana kadar tek göz bandajlı olan Dazai' nin bandajının çözülerek çift taraflı  bir perspektife dönüşmesi..


Bu arada, Oda' yı yazarlığa yönelten ve detektiflik bürosunun kurulmasında katkısı olan, kim olduğu çok az görülen adam Souseki Natsume. İki sezonda da etrafta dolaşan kedileri de göreceksiniz. Bu da Natsume' nin Japon Edebiyatındaki öncü rolü ve ardından etkilediği yazarları  temsil etmesi bakımından sembolik bir özellik taşıyor.




Neyse, çok uzattım. Toparlamak gerekirse, 2. sezon ilk sezondan biraz daha karanlık ancak yine de içindeki eğlenceyi yitirmiyor. İkinci sezonu beğendim ben ama özellikle ilk dört bölümü.




(Animenin kapanışlarından biri. Luck Life / Watashi no namae wo yobu yo)






16 Mart 2017 Perşembe

Stefan Zweig - Satranç (Kitap) : 2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu (2)




2017  Klasik Kitap Okuma Maratonu' nun bana katkılarından bir tanesi de Stefan Zweig ile tanışmama vesile olması oldu. Satranç hakkında olumlu yorumlara denk geliyordum, elime alıp okumam da bu maraton sayesinde oldu.


Zweig' ın intihar etmeden önce tamamladığı son metin olan Satranç' ı   İş Bankası Kültür Yayınları' nın basımından okudum. Kitabın sonuna kitabı çeviren Ahmet Cemal' in Stefan Zweig ve Satranç üzerine yazısı da eklenmiş.


Satranç bir nevi "novella", 70 küsür sayfa ve gerçekten söylenildiği gibi bir oturuşta okunabilecek bir eser.


Her şeyden önce çok akıcı. Kelimeler öyle güzel yan yana getirilmiş ki... Aslında acı ve derin olan konu son derece  sade bir şekilde anlatılmış. Ve bu yalınlık, bu sadelik insanın üzerinde derin bir etki bırakıyor. Çeviriden okunmama rağmen sanki metnin bir ritmi var gibi geldi bana. Özellikle Dr. B öyküsünü anlatırken bu ritim zaman zaman hızlandı ya da vurgulanmak için yavaşladı veya  bana öyle geldi.



Öykü New York'tan Buenos Aires' e giden bir gemide son yılların dünya satranç şampiyonu ve bir o kadar da ilginç bir kişilik olan Mirko Czentovic, hikayeyi aktaran kişi ve satranç konusunda engin bir birikimi olan Dr. B' nin denk gelmesiyle başlıyor ve devam ediyor.



Baskıcı bir rejimin, faşizmin insana sadece fiziksel olarak dokunmadığını, insanın ruh ve psikolojisinde fiziksel  metotlar dışında da  derin tahribatlar yarattığı güzel bir şekilde ortaya konmuş.


Dr B ve Mirko ile birlikte insan psikoloji üzerine pek çok detay bulmak mümkün. Kitabın akıcılığı sadece dilinde gelmiyor. İnsan bir meraka kapılıp bu hikayenin içinde sürüklenip gidiyor.


Benim gibi okumamış olan  ya da okumayı erteleyen varsa tavsiye ederim.


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...