19 Şubat 2017 Pazar

KRALLARIN MERHAMETİ (Ken Liu) : KİTAP




"...Fakat iktidarın, bir insanın dostlarını nasıl gördüğüne göre değiştiğini iyi biliyorum"



Kralların Merhameti, Çin doğumlu Amerikalı yazar Ken Liu' nun  Karahindiba Hanedanlığı serisinin birinci kitabı. İthaki' den çıkan kitap  600 sayfa.


Kitabı gördüğümde gözlerim parlamıştı, bu kadar çabuk yayınlanacağını ummuyordum açıkçası. Uygun bir fiyatla da alınca sarılasım gelmişti kitaba ve büyük bir beklentiyle başladım okumaya.



Kralların Merhameti' nin konusuna girmeyeceğim ancak bu kitapta yazar  Çin mitolojisi ve tarihinden esinlenerek, belli bir tarih çizelgesi üzerinde zaman ve mekan kırılması yaratarak konuyu ele almış. Yarattığı Adalar Devleti üzerinden, Savaşan Devletler dönemi, Qin Hanedanlığının düşüşü ve Han Hanedanlığının doğuşunu farklı bir mekan ve zaman üzerinde kurgulamış. Doğal olarak karakterlerin çoğu gerçek tarihi karakterlerden kurgulanmış Örneğin kitapta yer alan İmparator Mapidere, zamanında birbiriyle savaşan diğer altı krallığı kendi bayrağı altında birleştiren, bunu yaparken nice acılara sebep olan, tarihte bilinen ilk toplu kitap yakma eylemine imza atan, büyük bir hayali olan Qin Shi Huang' ın bir iz düşümü. Benzer şekilde Kuni  Garu   Liu Bang' ın  ve Mata' da Xiang Yu' nun yansımaları. Bu üçü kitapta yer alan ve tarihi kişilere  dayanan pek çok karakterden sadece üç tanesi.


Dediğim gibi, tarihi bir çizelgede mekan ve zamanı kırmış. Üzerine bir de soslar eklemiş. Aynı zamanda  tanrıları işin içine sokmuş. Tanrılar, kendi aralarındaki anlaşmaya bağlı olarak her ne kadar insanların işine direkt müdahalede bulunmasalar da onların gözlemciliği ve yorumları olaya farklı bir açı kazandırmış. Ayrıca Tanrı bunlar, ne yapacakları, ne tür oyunlar oynayacakları belli mi olur?



Kitabı  akıcı bulduğumu söylemeliyim. Olaylar hızlı gelişiyor ancak anlaşılır şekilde ele alınıyor. Bilemiyorum belki de bu tarihe ve olaylara aşina olduğum için  bana öyle gelmiştir, diğer okuyucular nasıl hisseder bilemiyorum. Hikaye ilerledikçe pek çok karakter işin içine giriyor, olaylara dahil oluyor. Çoğunun kendi bakış açısı, algısı ve durumlara getirdiği yorumları var. Farklı bakış açılarının harmonisi bazen karşıtlığı hatta fazlalığı  bence keyif verici. Buna ek olarak diyebilirim ki  kitapta komutan rütbesiyle boy gösteren ya da  kendisine bu ünvanın verildiği karakterlerin savaş taktikleri, savaş hakkındaki yorumları oldukça haz vermek ile birlikte uzak doğu savaş stratejilerinin de bir nevi özetini önünüze seriveriyor.


"Ömrünü fetihlerle geçiren bütün erkekler gibi o da, düşüncelerini kaçınılmaz düşmana yoğunlaştırmıştı. Pan, yıllar boyunca ölümsüzlük ve gençlik iksiri üzerine çalışan simyacılarla dolup taşmıştı. Dolandırıcılar ve sahtekarlar olarak yeni başkente akın etmişler ve yararlı bir sonuç vermeyen gelişmiş araştırma laboratuvarları ve araştırma teklifleriyle hazineyi boşaltmışlardı...."



Kitabın güzel noktalarından diğer bir tanesi ise, benim için, Mapidere' in yaptıklarının hem tanrılar hem de karakterler tarafından sorgulanması idi. Daha önce de söylemişimdir, bu eleman iki yüzlü bir madalyon. Ne taraftan baktığınıza bağlı. Burada da O'nun zalim yönetimine son vermeye karar veren - bazı - karakterler kendilerini bir iktidar zaferi ve güç yoğunluğu içinde bulunca, "ne için başlamıştık, nereye vardık" sorgulamalarına girip bazı sonuçlara ulaşıyorlar. Hep merak ederdim bu adam ölümsüzlük iksiri arayışına kapılmasa, aslında önemli olan ancak daha sonraya bırakılabilecek mühendislik projelerine girişmese ve belki de en önemlisi gücün avucuna oturmasa tarihte farklı şekilde anılabilir miydi diye? (Veya böyle bir süreğenlik aslında mümkün mü?) Burada da karakterler tam da  bu soruları soruyorlar. Ben keyif aldım şahsen.




" Feüji' nin, içinde bulundukları şartları çok çalışıp kendi inisiyatifleriyle iyileştirecek olan halkın yolunu tıkamadan, ülkeyi nazikçe idare edecek bir yöneticiye olan inancı, Crupa' ya iflah olmaz derecede safça görünüyordu. Savaşlarla yıpranmış Tiro devletlerinde yaşamanın insanlara öğrettiği bir şey varsa, o da, sıradan insanların, vizyon sahibi adamların yol gösterdiği güçlü yöneticiler tarafından güdülmesi ve ahıra konulması gereken hayvanlardan biraz daha iyi olduklarıydı. Güçlü devletlerin ihtiyacı olan şey, merhamet göstermeden etkili bir şekilde uygulanan katı kanunlardı."




Hikaye ya da süreç mi demeliyim bilemiyorum aslında hayat ile ilgili pek çok konuyu ele alıyor ve bunlar üzerindeki zaman zaman farklı yorumları ortaya seriyor. Kader, aşk, savaş, kadının yeri gibi. Tüm bunların ötesinde ise insan doğası ve iktidar isteği yer alıyor. Bu iktidar mücadelesinde aslında herkesin yalnız olabileceği, kardeşliklerin çıkar uğruna bozulabileceği, gücün bir insanı çok çabuk yutabileceği gibi mevzular kitap içinde derinden derinden, inceden inceden işleniyor.



Krallar' ın Merhameti' ni beğendim ben. Okurken büyük keyif aldım. Belki içindeki hikayeye olan aşinalığımın da etkisi olabilir ancak farklı bakış açılarının tatlı bir şekilde kitapta dile getirilmesi, kitabın akıcılığı, çok fazla konunun sade bir şekilde inceden inceye işlenmesi ve içerisinde kullanılan ve anlatımı zenginleştiren öğeler bana haz verdi. Film haklarının satın alındığı söyleniyor, bakalım neler olur ileride.



Serinin ikinci kitabı "The Wall of Storms"' un da Türkçeye çevrilmesini dört gözle bekleyenlerdenim ben.  Ayrıca, ileride düşüncelerim değişir mi bilemem ancak bu Silkpunk olayını tuttuğumu da söylemeliyim.



Ken Liu aynı zamanda benim henüz okuyamadığım Cixin Liu' nun Üç Cisim Problemi adlı kitabının da çevirmeni. Bu kitabı da bir an önce elime geçirmek için çaba sarf ediyorum. Beni heyecanlandıran kitaplardan bir tanesi ne zamandır.



Tekrar Krallar' ın Merhameti' ne dönecek olursak ( bırakamıyorum farkındaysanız ^^) ben şiddetle  öneririm ancak getirilerinden sorumlu olmak istemem (yani kişiden kişiye değişebilir). Okuyan ya da okumayı düşünen varsa yorumları ve düşünceleri  beklerim...




5 yorum:

Saliha Nur Turhan dedi ki...

Şimdi ismini hatırlamıyorum ama Moğollardı yaktıkları çok ünlü kütüphaneler vardı aklıma o geldi . Şey diycektim aslında ben seni mimledim , umarım yaparsın ^^

Tawannanna dedi ki...

Tarihte bu savaş, istila ve fetihlerden kütüphaneler de nasibini almış :( Nadiren korunmuşlar. İşin kötüsü ne gibi kaynakların, nasıl eserlerin yok olduğunu da bilmiyoruz, yazık olmuş.

Heey, tabii ki yaparım :)) Teşekkürler ^^

River dedi ki...

Okurken ne denli keyif alıp heveslendiğin şu yazından belli Tawannanna, o kadar heyecanla yazmışsın ki, bir çırpıda okudum. Bir de merakta ettim, doğrusu karşımdaki kişi bu denli keyifle anlatınca, beni içine çekiyor okudum. Alıntıları sevdim, ama beni en çok içine çekense mitolojik ve tarihi unsurlar geçmesi oldu. Bakarım buna, bakacağım da. ^^ Bir kenara not aldım. Vee, Mart ayı listem için şu an not aldığım üçüncü kitap oldu. Teşekkür ederim. :)

Tawannanna dedi ki...

:)) Yazıya yansımış demek ki, ben elimden bırakmadım kitabı bitirene kadar ^^ Sonucun nereye bağlanacağını bilmeme rağmen keyifle okudum. Tarihi ve mitolojik unsurlar açısından tatmin edecektir bence. Kitabın seveni kadar sevmeyeni de bol sanırım. Umarım benim kadar keyif alırsın :)) Ay, esas ben teşekkür ederim :))

Abdullah Atılgan dedi ki...

Semarkant şehrinde 1 milyana yakin kitap yaktilar. O zamanki en büyük kütüphaneye sahip şehirdi Semarkant. Belki de içlerinde Islam tarihi ve dünya tarihini degiştirecek olan bazi kitaplar vardir

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...