5 Mart 2017 Pazar

Yuri!!! On Ice - Anime






2016 animelerinden 12 bölümlük Yuri On Ice' ı muhtemelen benim dışımda izlemeyen kalmamıştır. Bu yazıyı yazabildiğime göre ben de izlediğimi artık söyleyebilirim. Aylar önce  bir arkadaşım ile birlikte ilk bölümünü izlemiştik animenin. O bölümün ardından bu anime yürür  gider diye eğlendik. Dediğimiz gibi de oldu. Bu ilk bölümün ardından  tüm bölümler tamamlansın diye beklemiştim çünkü her hafta bir bölüm izlemekten hiç hoşlanmıyorum. O süreç boyunca sosyal medya kanallarından animeyi izlemiş kadar oldum. Gözlemlerim Yuri on Ice' ın seveni olduğu kadar sevmeyenin de çok olduğu, sevenlerinin - istisnaları tenzih ederim - coşku patlamaları yaşadığı gibi noktalardı. Biraz antipati yaratmadı desem yalan olur.



Doğruyu söylemek gerekirse animenin sevenlerinin aktardığından ( öpüştüler, evlendiler vs...) daha fazlasına sahip olduğunu ( eh 140 harf sınırıyla fazlasını söylemek mümkün değil buna da hak veriyorum biraz) ve çok eğlenceli ve heyecan verici olduğunu gördüm. Yuri!! On Ice'ın  çok keyifli bir anime olduğunu söylemeliyim.






Çok klişe olacaktır ama Yuri!!! On Ice' ı güzel yapan öğelerden bir tanesi öncelikle animenin buz pateni ile ilgili olması. Şahsen çok sevdiğim bir spor dalı. Zamanında ben ve benim gibi nice insan Trt' nin Trt olduğu zamanlarda özellikle Trt3' de deli gibi yarışmaları izler, zevkten zevke koşardı. O zamanlar, bu kanal pek çok spor dalından önemli organizasyon ve yarışmaları ayrım gözetmeksizin, anlatımı güzel spikerler eşliğinde yayınlardı. Artistik patinaj en fazla ilgi gören dallardan bir tanesi olabilir. Yıllarımı bu kanalın ve akabinde başka bir kanalın verdiği dünya ve avrupa şampiyonalarını, olimpiyat madalyalarını ve o muhteşem galalarını izleyerek geçirdim benim neslimden olan pek çok kişi gibi. Bizim ailede bu sporun benden ve annemden daha fazla fanatiği olanı varsa o da anneannemdir. Zamanında, benden çok önce, televizyonun yeni yeni ülkede oturmaya başladığı zamanlarda kendisi yayınların sıkı bir takipçisi olmakla birlikte anlatılanlara göre tüm mahalle anneannemlerde toplanıp, dünya şampiyonası falan izliyormuş ^^ Kendi fiili buz pateni kariyerim ayrı bir konu, yazının sonunda ona da değineceğim...








Animenin bir diğer güzel yönü, çoğu yetişkin, profesyonel sporcuları ele alması. Genelde animelerde lise çağındaki çocukları izlemekten bıkanlar için bu güzel bir rahatlık getiriyor öncelikle. Ardından  bu sporun arka mutfağını, rekabeti, verilen emeği göstermesi,  sporcuların birbirleri arasındaki ilişki ve duygusal bağları ele alması çok hoş bir boyut katıyor. Buz üstünde performansını sergileyen bir sporcunun duygularını bir diğerinin hiç konuşmadan tam olarak anlayabilmesi kadar etkileyici ve hoş bir bağ olabilir mi? Birinin temasının içtenliğini rakibinin algılayabilmesi hoş değil mi?



(Çok güldüm ama hak veriyorum ^^)




Sahne sanatlarının çoğunda olduğu gibi bu tarz eylemler içindeki kişiler de  performanslarını ya da temalarını sergilerken, bu duyguları önce kendi içlerinde bulup tanımalı ve içtenlikle bunları o esnada dışa vurabilmeli. Bu ise insanın bir şekilde kendisi ile yüzleşmesi, kendini tanıması demek. Buna ek olarak yarışma ve rekabet psikolojisi, endişe, zevk, rahatlama gibi nice duygu da işin içine girince bu insanlar oldukça uç duygular arasında gidip geliyorlar. Animenin,  belki net ve detaylı bir şekilde olmasa da, buna değinmesi animeyi etkileyici kılıyor. Animeyi izleyen herkes şunu, anlamıştır ya da hissetmiştir. Teknik açıdan bir kişi ne kadar mükemmel olursa olsun eğer onun içine duygu ( ya da bu alanda artistik başarı ya da estetik de denilebilir) katamazsa, bu duygusallığı karşı tarafa izleyene geçiremezse teknik açıdan ne derece mükemmel olursa olsun büyük başarılara ulaşamaz, puan olarak belki ulaşır ancak hatırda kalmayabilir. Aksi yönden teknik olarak ortalama olan biri, programını artistik açıdan yüksek bir performansla sergileyebilirse kalplerde taht kurar.






Animenin anlatım çizgisi oldukça güzel  tıpkı patenin altındaki ince demir çubuklar gibi. O kadar naif ve hoş bir çizgi oluşturmuşlar ki, her izleyen kendi gözünden olayları algılayarak yorumlayabilir. Bir duygunun dünya üzerindeki insan sayısı kadar tarifi ve tanımı varsa eğer animede de olaylar, duygular ya da ele alınan konular izleyen herkes tarafından kendisine göre yorumlanabilir, tanımlanabilir. Aynı zamanda bazı çizgiler, karakter arka planları kesin bir şekilde verilmeyerek izleyenin boşlukları doldurmasına zemin hazırlanmış. Bu sadece Viktor- Yuri  ilişki konusunda değil, farklı konuları da -  karakterin öz güveni, başkalarıyla ilişkileri, arka planını da - izleyenin kendi hayal gücüne bırakmış. Buna ek olarak çoğunlukla Yuuri' nin dilinden dinlediğimiz olayların aslında diğer karakterlerin gözünden farklı bir şekilde anlatılması da animeye bir zenginlik ve tat katıyor. Misal ilk bölümde Yurio' nun Yuri' ye aynı isimle iki insan olmaz gibi saçma bir gerekçe ile istifa et demesinin ardında aslında Yurio' nun, adımlarının belli bir seviyede olduğu için onu yakından tanımak istemsi ve Yuurinin ağır bir zavallı olduğunu düşünüp buna sinirlenmesi gibi....



(Hahahahaha) 


Gelelim karakterlere. İşte bu noktada animenin 12 bölüm olması elde patlıyor sanki...



Victor Nikiforov (Suwabe Junichi) için söylemek lazım ki; hem karakter hem de sporcu olarak mükemmel. Farklı bir tanım kendisine haksızlık olur. Hem başarısı çizgisini bu derece korumak, hem kendisine yön verebilmek, hem bu kadar tatlı olmak, hem bu kadar yetenekli olabilmek hem de etrafındakilere hatta rakiplerine bu derece ilham olabilmek, esin verebilmek mükemmellik gerektiriyor. Şaka maka serinin en saf, en efendi karakteri de çıktı kendisi. Animenin en etkileyici sahnelerinden biri sanırım Victor' un şampiyonada Yurio' yu izlerken hissettikleriydi. Bir çeşit çelişki belki. Buzda olmak- koç olarak kalmak...





Yuri;  ara sıra beni sinirlendirse de yine de sevdim Yuri'yi. Arkadaş bir nevi masal yaşıyor. Artık yükselemeyeceğine inandığı ve emekliliğini ilan edeceği anda dünyanın bir numarası, hayranı olduğu yegane kişi ayağına gelip "hadi, senin koçun olacağım ben" diyor. Daha ne olsun? ^^





                                        (Bir çeşit depresyon etkisi;  sarılma ihtiyacı )

Yurio, serideki tüm karakterleri sevdim ancak sanırım en çok Yurio' ya bayıldım. Bir kere çok eğlenceli bir karakter çıktı. Her ne kadar kendi egosunun içinde çalkalansa dursa da aslında etrafındakilerin en fazla farkında olan kişiymiş gibi geldi bana. Atarının giderinin, asabiyetinin altında aslında gönül insanı ama  çaktırmıyor :P Sıçramalara çıkışı zaten ayrı bir konu :))Ayrıca garibimin feci bir fan kitlesi var, onlardan kaçarak beni oldukça üldürdü ki neyse ki Otaebek kurtardı Yurio' yu. Olayın medyada hemen Kazakistan' ın şampiyonu, Rusya' nın perisini kaçırdı" diye yayılması ise ayrı bir efsane...








                                                                       
                                                                  (Sevimli yaw ^^)


Animenin tüm yan karakterleri - JJ hariç- sevilesi, hepsini çok sevdim ancak özellikle bazılarının es geçilmesi üzücü. Yarışmaya katılanlar için hadi ikinci halka diyelim ama üçüncü halkadakiler tam misyon piyonları gibi olmuş. Misal, Yuri' ye hayran Japon patenci... Tamam anlıyorum, bu ilk sezondaki misyonu, Yuri' nin anlatımındaki güvenilirliği şüpheli kılmak. Yani, Yuuri kendisini ne kadar beceriksiz, sanki yokmuşcasına anlatırsa anlatsın aslında etkilediği, esin kaynağı olduğu kişiler var, bu mini patencinin görevi ise  bu tezatı ortaya koymak ama serisini de izlemiş olmamıza rağmen tekrar görememek üzücü. Bir de Japonya' nın gelecek vadeden sporcularından bir tanesi olarak lanse ediliyor.






Efendim, hadi bir Georig' yi de anlarım ki, kendisi oldukça komik bir karakter. Biraz daha karikatürize edilmiş olmasından dolayı fazla üzerinde durulmamasına anlayış göstereyim tamam ama keşke daha fazla göz önünde olsaydı. Bu sezon O'nun için büyük bir fırsat olarak sunuluyor biz izleyenlere çünkü. Peki ya Koreli kardeş ne oluyor? Atarlı giderli bir geldi sonra gitti. Niye o zaman O'na vakit harcandı ki? Hadi İtalyan patenci de bir şekilde bir aydınlanma yaşandı ama biraz sıkıcı ve uzundu O'nun bölümleri sanki... Ya da böyle üstten geçileceğine çoğu karakter, diğerlerine biraz daha fazla detay verilseydi. Yani gözler bir Otaebek' i daha fazla görmek isterdi...



<3 p="">

Hepsini anladım da JJ nedir diye sormak istiyorum. Karakter zaten itici- artık bilinçli mi değil mi bilemeyeceğim - ama en kritik anlarda JJ' ye neden eğilmeyi tercih ettiler ki? Teknik becerisine rağmen, aslında herkesin yaşadığı-yaşayabileceği bir sorunu yaşayan JJ' in dereceye girmesi bile beni sinirlendirdi aslına bakarsanız. Fazla ve zeminsiz egonun sonu en beklenmedik anlarda bir çöküş. Yine Yuuri' nin durumuna farklı bir örnek olarak sunulmuş olabilir ancak JJ ve fan kitlesi benim için animenin  en sinir bozucu kısmı ^^ (çok  mu yerdim ne ?) Neyse, arkadaşlar kendisini bir şekilde dışlayarak beni teselli etmeyi başardılar.



Beni en çok korkutanlar ise üçüzler oldu. Yani çok sevimliler ama buz pateni nerd' ü olmaları biraz korku verici. Ebeveynleri olmak istemezdim şahsen.


Yuri!!! On  Ice' ı izlerken bayağı keyif aldım. İzlemeyen varsa bence bir göz atsın.



Ha, benim kendi buz pateni hikaye(leri)m... Çok uzayacak, başka bir yazının konusu olsun artık :)







2 yorum:

Saliha Nur Turhan dedi ki...

Ben bu animeyi de yarım bıraktım ya :D ilk başı çok güzeldi ama ortasına gelince sıkıldım bilmiyorum yılın animesi seçilecek kadar güzel miydi :D Ama buz pateni sahneleri çok harikaydı ona lafım yok , çok güzel yapılmış ağzım açık izledim ^^ Yurio benimde favorim , halen Victor'un onu bırakıp Yuri 'e gitmesini mantıksız buluyorum, Yuri beni sinir etti .

Tawannanna dedi ki...

Yurio çok eğlenceli <3 Aynen Yuri zaman zaman sinir bozucu olabiliyor. Güzel bir anime ama yılın animesi miydi konusu gerçekten tartışmaya çok açık :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...